21 Kasım 2011

ANLAR

Zaman içinden anları yakalamak ve onları anılar arasına koyarak istifleyebilmek, zaman zaman koyup o anları önüne yeniden hatırlamak, yad etmek ne büyük bir lüks.
Biz çocukken veya gençken böyle her anı, görsel olarak anılar arasına koymak gibi bir şansımız yoktu maalesef. Ne kötü tek saklayabildiklerimiz hatırlayabildiklerimiz.....




13 Kasım 2011

If you can dream it, you can do it! Walt Disney

Eğer hayal edebiliyorsan, yapabilirsin.
Walt Disney söylemiş, altına imzamı da atarım, o kadar inanıyorum insanoğlunun gücüne.
İşte bizim Oğuz, yazın Bodrum'da meşhur karikatürcülerden birine anlatmıştı hayalini kırmızı bir arabam olsun demişti, bizde eklemiştik arkasına da Melis'i bindirir gezdirirsin diye.
:) Bu kadar çabuk olacağını düşünmemiştik tabi.

Tiyatro Oyuncak Ülkesine Yolculuktu sanırım oyunun ismi.


e sonrasında çocuklu aileler için süper bir mekan olan RETTO Cafe.

2 Kasım 2011

KAHVE FALI

Bu kahve fincanı bariz bişeyler anlatmak istiyor. Bu kadar mı net çıkar figürler....Birde fala inanma derler :) Gel de inanma!

1 Kasım 2011

İyi ki doğdun Oğuz, iyi ki girdin hayatımıza!


Her sene olduğu gibi bu sene de bir ritüeli gerçekleştirip sana duygularımızı anlatmaya çalışacağım.

Geçen akşam banyo sonrası tırnaklarını kesmeye odana gelen babana "dur şimdi resim yapıyorum resmim bitsin öyle" demişsin, baban da "ne zaman biter peki resmin" dediğinde "hımm 1 hafta sonra" demişsin. Korkarım ki bizle dalga geçer hale geldin.

geçen gün legolarla sürekli aynı renklerde yaptığın arabalarını "gel bak sana ne göstercem" diyerek beni odana çağırdığında "ne yaptın oğlum" soruma "bak renklerini değiştirdim diğerleri paslanmıştı" demen beni de dumura uğrattı. evet hep kırmızı olarak yaptığın arabaların bu sefer lacivertti.....

işte daha öyle çok anlık şeyler varki not düşmek istediğimiz. ama anlık yaşanıyor kimi akıllarda kalıyor kimi unutuluyor.
Taraf kelimesini tavas olarak söylerken artık bunu düzelttiğini bize bir bildiri ile açıklaman gerçekten akıl almaz "bak ben artık sağ tarafa sol tarafa diyebiliyorum".....

sana ufak bir doğum günü yaptık kendi aramızda dün akşam, abartmayı sevmiyoruz diye iyice abarttık bu özel günleri öylesi kutlama huyumuzu...
ama gerçekten senin annen de baban da bu konuda özürlü işte...
önemli olan keyifle o mumları söndürüp yine keyifle pastayı yiyor olmandı bizim için bence zaten senin için de önemli olan bu...


bu günlerde yaşanan şeyler öyle iç sızısı veriyor ki insana ülkemde bir çok kayıp can varken ve ülkemde bir çok evde gözyaşı ve ağıt varken, bizim bir arada mutlu ve sağlıklı olarak yaşıyor olmamız büyük bir nimet işte.....
Ne denebilir ki başka......

Nice yıllara nice yaşlara inşallah sağlıklı ve uzun ömürler versin Allah'ım sana gerisi hiç bir şey bu dünyada....


29 Ekim 2011

Hasta oldum tuluma!

geçmişten kareler





28 Ekim 2011

AİLECEK KREŞE YAZILDIK

11 Ekim 2011 Oğuz türk Yavuz bu tarih itibarıyle okullu oldu.
İlk gün 1 ikinci gün 2 ve üçüncü gün 2 ve son gün 4 saat ile kreşin ilk günleri meşakkatli geçtiyse de yine insanlık için küçük ama senin için kocaman bir adım olan okullu olma adımını da atmış oldun.
İMKB Kız Meslek Lisesi Uygulma Anaokulu süper bir anaokul.
zaten içeri girer girmez sınıfları oyun alanlarını tuvaletleri gezince tamam dedim budur.
Ve tabii aylık ödenen rakamı duyunca da düşünmedik bile hemen yaptırdık kaydımızı.
ilk hafta seni bıraktık ama ben dışarıda bekledim, sen beni görmek istedikçe geldin gördün, hatta bazı zamanlarda birlikte oynadık sınıfta, oyun alanında, içeride diğerleri ile kahvaltı yapmak istemeyince kahvaltı salonunun önünde yedin yemeğini... oyunlara katılmak istemedin önce sonra karıştın aralarına, şemsiyeler boyadın, dedelerin ninelerin resimlerini boyayıp saçını sakalını pullarını kıyafetlerini biçimlendirdin. yapbozlar yaptın, turşu kurdun, postahaneye geziye katıldın... sonraki hafta teyzemiz dışarı bıraktı 1-2 gün bekledi ama sonrasında sabahtan öğlene kadar hiç bir sorun olmadan gayet güzel bir şekilde okula gidiyorsun...
şu geçen 2,5 hafta içerisinde ne kadar da çok şey yaşadın, ne kadar da çok şey öğrendin...
bazıları çok erken olduğunu söylesede orada geçirdiğin yarım günde birşeylerle uğraşıyor olman eğlenmen, iyi vakit geçirmen bizi nasıl da mutlu ediyor.
Tabi ailecek okula başladık dedim ya sabah teyzen ve baban bazen de ben seni okula bırakıyoruz, sonra öğlenleri baban alıyor, öğleden sonraları teyzen kalıyor yanında, senin düzenin çok iyi ama bizim ki altüst oldu ;)
neyse herşey senin mutluluğun ve gelişimin için.inşallah kısmet olursa üniversitelerden mezun olduğunu da görürüz.

23 Ekim 2011

yazdan kalma _ cağ kebabı şenliği


17.06.2011 tarihinde çekilmiştir.

21 Ekim 2011

Yağmur, gün batımı, gökkuşağı.



Tabiatın bu üç harikası ile kendini gösterdiği bu akşamda, eve dönüş yolculuğunda manzarayı seyrederken içimden geçen tek şey doğa ile iç içi yaşamaya karşı duyduğum aşırı özlem ve arzuydu? peki bu arzumun peyda olduğu yüreğimde çalışmak neredeydi acaba! ikisi bir arada olamaz mı? İstanbul'da bunu yapmak çok mu zor!

Hayat bence bu olmamalı! Refah düzeyi yüksek bir ülke ne zaman oluruz acaba!
Çehov'un bir sözü "Bizi çalışmak kurtarır" daha orta okul yıllarından aklımda kalmış çokta aman aman bir söz de değil ayrıca ama o dönemki şartlarında söylenmiş bir söz olsa gerek.
Ama şimdi ne kadar değerli geliyor bana bu düşünce evet gerçekten bizi çalışmak kurtarır... Oysa biz maalesef toplumca tatil olsa da yatsak, işyerinde geyik yapsak diye bakıyoruz sürekli.

Her ne kadar zorlansam da çalışan kadın olmak, iş ile ev arasındaki o uzun yolda müziğimle gidip gelmek, işe koyulduğumda tüm dünyayı unutup tutkuyla sevilecek bir iş olmamasına rağmen onu tutkuyla yapabiliyor olmak, ortaya bir şeyler çıkarmak, işler düzgün gitmediğinde bunun suçunu önce kendimde aramak, birbirlerine her fırsatta üstün çıkmaya ve laf koymaya çalışan muhatabım insanlar karşısında gösterdiğim sakin tavırla ve gülümsemeyle (çoğu zaman, bazen ben de çemkirebiliyorum : ) onların yaptıklerı bu çirkin davranışı düzeltmeye çalışmasına tanık olmak, çalıştığım ortamda müdür olmayıpta müdür gibi davranmaya çalışan bir yığın insan arasında müdür olupta hiç müdür gibi değilsiniz eleştrilerine sevgiyle gülümseyerek cevap veriyor olmak hepsi hemde hepsi inanılmaz keyif veriyor bana.

İşte çalışmak, ter dökmek, emek vermekten çok, gereksiz ama hayatınıza bulaşmaktan geri durmayan bir çok şeyle mücadele içinde olmak asıl insanı keyif almaktan uzaklaştıran, hakkıyla yaşamak için, çalışmak için, çocuk yetiştirmek için, kendini sürekli güncel tutmak,okumak yazmak için, hobileri ile uğraşmak için, gönüllü yardımlarla insanlığını paylaşmak için harcaması gereken yaşam enerjisini, insanoğlu maalesef bu günlerde, başkalarına karşı kendini ve hakkını savunmak için, trafikte sakin kalmaya çalışarak, saygısız insanlara haddini bildirmeye uğraşarak, yapamadığında da söylenerek, saçma sapan yollarda yürümeye çalışarak, beton beton beton yığını içerisinde nefes almaya çalışarak, gazete haberlerinde duyduğu feci haberlere karşı anksiyetesine sahip çıkmaya çalışarak, çocuğu, ailesi kendi için endişelenerek, çevresindeki olumsuz insanlarla mücadele ederek ,etmese de etmeden sıyrılmak için efor sarfederek, tv önünde, bilgisayar başında vakit öldürerek harcıyor ne yazıkki.

Yaşam enerjisini ve onun akışını positif stabil tutabilmek şimdiki hayat şartlarında gerçekten çok zor, sürekli mücadele ve koşuşturmaca içerisinde olmaktan kaynaklı şu cümleyi kurmuştum; "Hayat bence bu olmamalı! Refah düzeyi yüksek bir ülke ne zaman oluruz acaba!"


Mutluluk ve keyif, sahip olduğumuz hayat şansımız (canımızın bizde olması) gibi pamuk ipliğine bağlı aslında. Insan yeterki bu hayata nasıl bakmak istediğini bilsin. Tabi temel bir takım yaşam gerçekleri bunun dışında kalıyor maalesef, kayıplarımızdan bahsediyorum onlara metanetle katlanabilmek gerçekten de zor....



Geçenlerde Oğuz, arkadaşı Nehir ve arkadaşım Eylem ile "zaman çalanlar" konulu bir tiyatroya gittik, zaman hırsızları insanların zamanını çalıyorlar ve kendi zamanlarına katıyorlardı...
Tiyatro Oğuz'un pek ilgisini çekmedi, çünkü henüz zaman kavramı yokken, zaten hayatın her anından keyif alan küçük bir çocukken zamanın çeşitli gereksiz uyaranlar tarafından çalınıyor olması onun çokta düşünüp hayal edebileceği bir şey değil ama ben bu tiyatrodan gerçekten tokat gibi bir ders aldım, bu dersi nasıl ve ne zaman hayatıma akuple edebilirim bilemiyorum ama.....

"Çalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşamanın yollarını aramayı alışpkanlık haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini, ve daha sonra istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar."

M.Kemal Atatürk

Fotoğraflar 30.09.2011 de çekildi.

Bazen gerçekten seni çok iyi anlıyorum. Anneyle olsunda nerede olursa olsun, ister yerde, ister koltukta, ister çamurların içinde, yağmurun altında, ister gül bahçelerinde...nerede olursa olsun anneyle geçirilecek zamanların peşindesin. Yavrucuğum.
Çalışan insan olmanın keyfinden bahsetmişken tek olumsuz yanı onun size duyduğu özlemi bir türlü gideremiyor olmak yada olmadığını düşünmekten geri duramamak. Küçüğüm.
Duygular aslında o kadar karşılıklı ki senin sadece duygusal ihtiyaçlarını karşılamamak değil mevzu, bende sana hasret yaşıyor gibiyim, sevgiliye duyulan özlem gibi içimdeki. tek avuntum seninle geçirdiğim vakitlerde en hasından sana sevgiyle ve elimden geldiği kadar saygıyla davranabiliyor olmak. İçimdeki dugularımı gözlerinden ruhuna boşaltabilmeye çalışıyo olmak... ve bazı bazı bunu başardığımı sende derinden yaşıyor olmak.
kavgalar da ediyoruz, etmiyor değiliz, popona şaplaklarda attım yalan değil, ama gel gör ki unutulmuyor asla... zamanla kendime de kızıyorum neden oldu diye istediği şeyi yap işte neolurdu sanki. ama doğru değil işte....

Kreşe başlamanın üzerinden 8 gün geçti her sabah ağlayarak gidiyor her öğlen bugün okulu çok sevdim diyorsun. Kimi çok eğlendik diyor, kimi hiç güzel değildi diyorsun.
dışarıda bazen ben okula gidiyorum diye caka satıyor, bazen de gitmicem diye ağlıyor, inat ediyorsun...

3 Ekim 2011

SABRIMIZIN SINIRLARI NASILDA ZORLANIYOR

3 yaş bitmek üzere ve ben son zamanlarda sık sık bir çocuk büyütmek ve o çocukla büyümek ne kadar da zor diyorum kendi kendime. Kimileri diyecek ki sanki tek sen büyütüyorsun çocuk, kimileri 3'er 5'er büyütüyor ya onlara ne demeli!
Ama taş yerinde ağırdır derler ya...herkesin kendine has bir yaşam sitili, yaşam zorluğu, yaşam şekli... adı her neyse herkesin yaşadığı kendine özgü bir hayatı var.

benim ki bana zor :)
Kendimi hep çok sabırlı olarak tanıtırdım kendime, çevreme...gerçekten de sabırlıyımdır. ancak çocuğum olduktan sonra bazı şeylere tahammül edemediğim zamanlarda, oradan kaçıp kurtulmak istediğimde ya ben sabırsızmıymışım neyim dedim kendi kendime...

Oğuz 2'leri yaşarken ve neredeyse 3 yaşını bitiriyorken aslında fark ettim ki sabırlı dediğim halim gerçekmiş ve bir de üstüne Oğuz ile enine boyuna dip köşe terbiye edilmiş ve hala da ediliyor.

Başka şartlarda olsa veya başka bir şey çoktan kaçıp kurtulmuştum; mesela kötü bir iş veya kötü bir ev veya kötü bir semt....
Ama çocuğunuz işin içinde olunca "yeter ya" dediğiniz nokta da bile "yeter de ne demek, yok öyle bir şey aynen devam" demek zorunda kalıyorsunuz. İşte bu sabır :) ama tabi işin içinde aşk ve sevgi de var onlar olmasa zaten sabır nedir ki :)

akşamki sohbetimizde yakaladığın tuzak kelimesini "-tuzakmı?" diyerek bölmen, "-tuzak ne demek oğuz", soruma "-kurmak demek", diye cevap vermen "-tuzak neden kurulur?" dediğimde "-fareleri yakalamak için" demen... ne denebilir buna... Öğreniyor olman ve bunu seninle bu ufak sahnelerle/diyaloglarla yaşıyor olmak çok ama çok keyifli. Yine insanlık için küçük ama yavrusunun nasılda büyüdüğünü gören/düşünen bir çift ebeveyn için kocaman bir adım .....
evlat sevgisi elbette ki tarif edilemez, hiç bir şeye benzetilemez, hiçbir şey ile değiştirilemez. İşte bu; insanı bu meşakkatli, emek gerektiren, zor yolda ayakta tutan ve herşeye rağmen devam ettiren.
Bir çok şeyi yapmana müsade etmemize rağmen sen hala sınırları zorlamaya inat ediyorsun, herşeyi ben yapıcam diyen ve akabinde ağlamaya başlayan senle işi senle inatlaşmaya getirmeden çözmeye çalışmak acaip kaotik bir şey, donup kalmakla bir karar verip adım atmak arasında nasıl da bocalıyor insan. Düşün düşün oyala, başka bir şeye yönlendir ama o kadar inatsın ki neye yönlenirsen yönlen o takıldığın şeyi unutmak bilmiyorsun.
ben de gidecektim, gitmesin, ben açacaktım, ben kapatacaktım, açmasın, kapamasın, gelmesin,gitsin, gelsin, oynayalımmı, gitmeeeee, tutma,tut, bırak, bırakma....
sonu gelmek bilmeyen inatlaşmalar...
Şimdilik sabır, sabır, kızma, sakin ol bir yolunu bul bunlar da geçecek modunda gidiyor hayat.
Biliyorum işin ucunda biraz da çalışan anne ve babaya duyulan özlem var, hatta çoğunun nedeni bu ancak...
Biliyorum ihtiyacın olan şey oyun oynamak, koşmak, kirlenmek, gülmek, düşmek, kalkmak, ağlamak ve bu ihtiyaçlarını tam olarak yerine getiremediğimiz için çok kızıyorum kendimize, faaliyet yapmak, defter boyamak, kağıt kesmek, iyi giyinmek, her çeşit oyuncağının olması yetmiyor işte, daha doğru dürüst bir kreş bulamadım, bulmayı bırak gidip varolanlarla konuşamadım bile...

İnancım var, elbet su akacak, yolunu bulacak. Rahat eşyasız bir ev lazım bize, park lazım, bir bahçe, bir oyun evi, iyi bir kreş...

Senin için birşeyler yapmak lazım, hayatını doldurma vaktin çoktan geldi....

17 Eylül 2011

GÖLGEM

Gölgem

Ne yapsam yapıyosun
Koşsam hep peşimdesin
Bir duvarın önünde dursam da önümdesin
Benden önce varırsın
Benden sonra girersin
Kalem tutsam elimde
Aynısını çizersin
Biliyorum nedendir
Çözdüm gitti sırrını
Şöyle gölgeye gitsem
Kaybedersin gücünü
Gölgem gölgem gölgem
Sen benim bir eşimsin
Belki de kardeşimsin
Akşam olunca uzun
Öğlen vakti kısasın
Evvel zaman içinde
Bildim bir sinemasın
Gün batınca gidersin
Mum yanınca titrersin
Gece uykudan önce
Hemen kalkar gidersin
Biliyorum nedendir
Çözdüm gitti sırrını
Şöyle gölgeye gitsem
Kaybedersin gücünü
Gölgem gölgem gölgem
Sen benim bir eşimsin
Belki de kardeşimsin
Büyüdükçe büyürsün
Bilmem ne düşünürsün
Biraz üzülsem bile
Sen beni güldürürsün
Şarkımız şarkı oldu
Baktık ki akşam oldu
Sıkı tutun elime
Yoksa uçup gidersin
Biliyorum nedendir
Çözdüm gitti sırrını
Şöyle gölgeye gitsem
Kaybedersin gücünü
Gölgem gölgem gölgem
Sen benim bir eşimsin
Belki de kardeşimsin....gölgem gölgem gölgem....

Fikret Kızılok & Bülent Ortaçgil bu iki mükemmel sanatçının bir CD'si var "büyükler için çocuk şarkıları " oradaki gölgem geldi aklıma ömürlük dostum olan gölgemi görünce.

Bu arada CD'de çok keyifli çok uzun süre fazlasıyla dinlemiştim :)

5 yıldır işe gidip gelirken kullandığım üst geçitten inerken ilk defa gölgemi bu kadar net farkettim ne yazık bana derler ya bakmak la görmek arasında nekadar çok fark varmış.....

16 Eylül 2011

Timaş Çocuk_Mini Masalllar

10 adet çok eğlenceli hikayelerin olduğu kitaptan oluşan seti bir alışveriş merkezinden incelemek için vaktimiz olmadan alıverdik, yolculuğa çıkarken...Fiyatları inanılmaz ucuzdu, buda alım kararımızı biraz hızlandırdı...
Güzel olan çocukların ilgisini çekecek, merak edecekleri şekilde hikayeler yaratılmış olması. 
Ve nezaket / toplum kurallarını, olumlu ve uyumlu davranış biçimlerini eğlenceli hikayelerle örneklendirerek çocuğunuza empoze etmesi....

iyimserlik, sabırlı olmak, tatlı dilli olmak, empati, doğa sevgisi.....gibi anafikirleri olan kitaplarda kullanılan ilginç isimlerde Oğuz'un gerçekten ilgisini çekiyor.
Örümcek Hopidik, Çekmece çekçek, fare finfin, kangru hopidik... Geliyor ve anne / baba bana rakun kunkunu okusana... bir de bazen anlaşma yapıyor ama 3 tane oku veya 5 tane oku asla 1 olmayacak :))

Düşünenlere kesinlikle tavsiye ederiz...

4 Eylül 2011

Küçük AGA Şehir düğününde


3 Eylül 2011

Küçük AGA Köy Düğününde


Bakış Açımız

İnsan ömrü ne kısa, oysa ki ne kadar çok şey var hayatta yapılacak, yaşanacak. 24 saate bir 24 daha eklense ve 2 günü 1 gün gibi, sevdiğimiz her şeyi 2 kere daha fazla yada 2 kat daha uzun yaşasak keşke.
Diyeceksiniz ki o zaman acılarda 2 kat olacak. Diyeceğim ki olmasa... Hayal bu ya acılarda 2'ye tam bölünebilse ve 1 yarım olsa bize kalan...
Acılara etkisiz eleman muamlesi yapıp, mutlulukları hep 2 ile çarpmaya çalışmak, sorunlara eşit zaman verip fazla üzerinde durmamak lazım hayatta ki bize verilen sürede bu sınavın tüm sorunlarını çözüp geçer not alabilelim.
Gerçi geçer not alsakta sonuç ne ki sınıf geçmek mi iyi bir hayata terfi etmek mi. Yok öyle bir sıralama tek amaç bu sınavı en az yürek acısıyla tamamlamak....son bardak suyumuzu içmeden, yıllar devirmiş o gözleri kapatmadan geriye dönüp baktığında hafıza son kez, en az kalbi kırmış olmalı insan, en az günahı işlemiş ama en fazla gezip/görmüş, en fazla sevmiş ve sevilmiş olmalı... ve bu hayatın üzerine bir bardak su içip öyle dalmalı son uykuya .... gy
Hayatınızı seviyorsanız zamanınızı boşa harcamayınız, çünkü zaman hayatın kendisidir.

Benjamın Franklin

Kaç Tık