14 Mayıs 2011

G.KORE- BUSAN - SEUL

İşler bitip son güne geldiğimizde şöyle bir seul turu attık. Çok keyifliydi.
kulenin gölgesi ve gökdelenler arasında buzgibi tertemiz suyu olan bir şelale. Ayaklarımızı soktuk inanılmaz rahatladık. ayrıca üstteki resimde şekli insan figürüne benzediği için insan bitkisi de denen kore ginsengi.
Seul'ün en yüksek kulesinden görüntüler.
buda insan vücudundaki akapunktur noktaları şeması...
Burada üst tarafa bağlanan çaput gibi şeyi yeni bebeği olan çiftler evlerinin kapısının üstüne asıyorlarmış, anlamı bebeğimiz yeni doğdu lütfen bizi rahatsız etmeyin demekmiş :)
Haha, gelenlerede git mi deniyor acaba.

İmparatorun sarayı müze olmuş...Tıpkı Osmanlı imparatorluğu gibi, tüm imparatorluk ailesi sarayda yaşıyor. Ayrıca imparatorun cariyeleri için ayrılmış bölümleri var ve çok küçük yaşta kızlar oraya alınıp imparator için yetiştiriliyorlar, ne kötü :( ve tabi imparator askerleri, onlarda sarayın özel bölümlerinde eğitim alıyorlar.
Çin takvimine göre her burcu ve hangi yıllara ait olduklarını gösteren bir şemayı içeren burçların heykellerini yapmışlar. benimki yılan burcu :)

11 Mayıs 2011

Fuar ; Kore'li cici bir kız koymuşlar girişe, yöresel kıyafetleriyle ve isteyen onunla fotoğraf çektiriyor. Ne düşünüyor merak ediyorum, nasıl da sıkılmıştır :)
Paradise Hotel


neredeyse 25-30 kişi olarak gittiğimiz G.Kore iş seyahatinde sadece bana böyle manzaralı oda denk gelmiş sanırım :) müthiş ötesi müthişti....

buda odamın penceresi. Çok keyifli bir haftaydı, serin ve yağmurluydu ilk 2 gün ama akşamları balkonda serin serin oturmak denizin havasını tenefüs etmek süperdi.

8 Mayıs 2011

Haklı mı, mutlu mu olmak istersin?

16 Mart 2011

Yap Boz Robot ile tam konsantrasyon çalışma :)

Şöyle bağdaş kurup oturan minikler çok tatlı gelmiştir bana hep. Öyle çok benziyor ki babasına.
Konsantrasyonuna da hayranım ayrıca öyle odaklanıyor ki bir şeyle uğraşırken.

1 Mart 2011

şevval sam - bana sor - has arabesk 2010

Artık şarkıları sözleriyle daha çok değerlendirir, kendimi resmen onlara verir oldum, bazı şarkıları duyduğumda işte bu diyorum, bir insanın kendini içini, sözleri ve mırıldandığı müziği ile ifade etmesi ne güzel bir duygu ne büyük bir kabiliyet diye düşünüyorum son zamanlarda.

Radyoda şuan çalan şarkı ;
Öyle ağırım ki kendime,
Sen benden gittin gideli,
Tenim küs olmuş tenime,
Sen benden gittin gideli......

Geçen gün de minibüs ile seyahat ederken malum bir minibüs müziğine takıldı kulağım, evet çok tarzım değildir ama sözlerini düşündüğümde harbiden damar şarkı;

Uykusuz gecelerin sabahını bana sor,
Yarım kalan aşkımın acısını bana sor,
Bana sor yalnızlığı bana sor,
Mutluluğu bilirsin mutsuzluğu bana sor....
Bir ayrılığın ardından sevgiliye söylenebilecek ne ağır, ne acı sözler değil mi?


Şevval Sam'ın arabeskini nasıl buldunuz. Onun sesinin bu kadar iyi olduğunu düşünmemiştim hiç, kendisini çok sevdiğimden Ferdi Den dinleyemediğim bu şarkıyı ondan dinlemek gayet keyifliydi :)




25 Şubat 2011

Aşkın Gözyaşları


Tebrizli Şems'i anlatan bu değerli kitap bana ; "Beni bende demen bende değilem bir ben vardır bende benden içeru" dedirtti resmen, hem dedirtti hem de hissettirdi.

Başka alemlere daldım, kendimden geçtim, herşey boş dedim kendi kendime.

Henüz kitabı yarıladım ama içinde yazılanlardan etkilenmemek mümkün değil. Biliyorum sonu hüzünlü biten bir kitap ancak o hüzünlü sona bile bu kadar cesurca ve şevkle razı gelen bu değerli insanın hayatını okurken o sonuca ulaşabilmek için bile bu kitabı bir önce bitirmeliyim dedirtiyor bana.
Ki mutsuz sonları hiç sevmem....
Süper bir söz;
Hakk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil seninle beraber aksın "Düzenim bozulur, hayatım altı üstüne gelir" diye endişe etme. Nerden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?
Bir tane daha;
Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz, Senden yepyeni ve taptaze bir "sen" zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.

Maestro!

Saz ekibi hazır, bende solist. bu yaz hem çalcaz hem sölicez :)

24 Şubat 2011

Ben her bahar aşık olurum tabiata...

Damarlarımda yine aşk var,
Gözlerim yine bir manalı
Başladı yine güneşli yağmurlar
Islandı umudumun saçları

Kırılan dallar gibiyim
Ben her bahar dirilirim
Gizli bir kaynaktı içim
Kendime bir yol bulurum

Ben her bahar aşık olurum
Rüzgar olur yağmur olurum
Filizlenir anılarda gururum
Taşar içimden ruhum

Gönlümde sönen ateşin
Küllerini savururum
Kalbimdeki acelenin
Peşinde ben kaybolurum.

Sezen Aksu şarkısı .


Kadıköy'de çiçek satan çingenelere elini veren kolunu kaptırıyor resmen. 6 Tl den başlayan pazarlığımız 3 TL'de son buldu ve bu 6 demet nergis elimde kaldı :) Biraz zoraki oldu ama missss gibi kokuttular odamı, içimi...

Kapalı bir havaya bakan camımın önünde nergisleri görünce içim daha bir cıvıl cıvıl oluyor... Neyseki zorlu bir Mart ayı kaldı kıştan sadece sonrası bahar, aşk mevsimi, çoğalma mevsimi, coşma mevsimi....cemreler yavaş yavaş düşüyorlar....

22 Şubat 2011

ye, dua et, sev / eat, pray, love

Elizabeth Gilbert'ın aynı adlı kitabından sinemaya uyarlanan filmde, New York'lu Liz'in iyi bir evliliği ve iyi bir işi vardır ama bunalıma girer ve bir anda herşeyi terk eder, kendini ve hayatını sorgulamaya başlar... bence orta yaş sendromuna giriyor....

Önce boşanır, evini ve herşeyini kaybeder, içinde bulunan o koca boşluğu doldurmak için kendini yollara vurur. Yıllardır aç dolaştığını düşündüğü için İtalya'ya yemek yemeğe gider :) orada 6 ay yaşadıktan sonra, dua etmek ve meditasyon yapıp özüne dönmek, hataları için kendini affetmek, için hindistan'a ve bozulan sevgi balansına ayar vermek için de Bali'ye gider...

Tüm bunlar aslında en başında bir kahin tarafından kendisine zaten söylenmiştir. Çok feminen bir film, yani gayet güzel kız kıza gidilir. MY sadece ye kısmına dayanabildi kendisi oradan direkt uyu kısmına geçti. Nerede kalmıştık, feminen bir film ama bence kopuk, tahminimce kitapta daha ayrıntılı işlenen kısımlar doğal olarak filmde atlanmış ve bazı kısımlarda kopmalar olmuş. Yani MY'nin bile ilk sorduğu filmin başında neden boşandı ki! Hakkatten neden boşandığı evet işlenmemiş sonradan yapılıyor açıklaması ama bir kopukluk vardı işte filmde. Bir kere iç ses çok az konuşuyor, yani Liz'in duyguları tam işlenmemiş, ağlıyor ama o hüznü veremiyor, mutlu ama o heyecanı veremiyor. Bir sürü bilge insan var ama bilgece söylenen işlenen çok az şey var.
Yani konusu, anafikri çekilen yerler, kişiler çok doğru film hakikaten güzel ancak ben daha çok içime işlemesini isterdim, biraz daha fazla çıkarımda bulunmak....

Bir kaçı şöyle mesela;
Değişim her zaman olacaktır, zaman içerisinde değişmeyen hiç bir şey yoktur.
Hayatımızı değiştirmek istiyorsak değişimi önce kendi içimizde başlatmalıyız.

İnsan duyguları ile savaşmamalı, seviyorsa sevmeli, karşılıksız da olsa sevmeli ama terk de edebilmeli, bağlı olduğu şeyleri, sevdiklerini...cesurca terk edebilmeli kimi zaman...

Birde affedemediklerimiz var tabi, affedemediğimiz insanlar, affedemediğimiz yapılanlar, affedemediğimiz hatalarımız, yanlışlarımız, buna kesinlikle eminim insan geçmişindekileri affettiği zaman bir adım daha ileriye gidebiliyor hayatında ve bazen gerçekten bazı şeyleri hayatımızdan çıkarmamız gerekiyor, ilerleyebilmek için.

Her ne kadar sıkıcı olduğu yorumları çok kulağıma gelsede kitabı da okunmalı bence. eminim kitabı filmden daha doludur. ama şurası kesinki filmden sonra insanın içinde bir şeyler oluyor, bir güçlenme, bir enerji oluyor, kendinde birşeyler yapmak istiyor insan.

Ben gitmeyi severim.

İşte benim içimde neye mi dokundu bu film gitme güdüsüne, gezme farklı yerler tanıma, farklı tatlar bulma, özgürlük ....

Yedinmi zevkine vara vara yiyecek ve yemekten zevk alacaksın, en iyi anında şükür etmeyi en kötüsünde ise sabır dilemeyi bileceksin Allah'tan ve en önemlisi de yaradılan herşeyi yaradandan ötürü mutlaka seveceksin, tabii ki önce kendini seveceksin.

Ama kesinlikle izlemeye değer bir film....

16 Şubat 2011

Hastalık hali...

Dışarıda çok kapalı bir hava var zaten hasta olan bedenime inat, mutlu ve mesut olmaya çalışan ruhumu da bu kapalı havanın verdiği buhran hali esir almış durumda. Dört koldan kuşatıldım yani....
İçimde, bedenimi terk etmek istemeyen sinsi bir grip kol geziyor. Bir türlü iyileşemedim, hakikaten bu keçi gribi dedikleri benden de inatçı çıktı. Öksürük belası geçmek bilmiyor.
Her gören öksürüklü halime acıyıp bana bilimsel dayanağı olmayan ama kesin çözüme ulaştırın halk tipi kulakdan dolma ilaçlar öneriyor. Bense tembellikten hiç birini deneyemiyorum, elim varmıyor napiim. Ama itiraf ediyorum dün akşam bir çok otun içine zencefili de karıştırarak tadı tuhaf bir çay yapan MY sayesinde öksürüksüz rahat bir uyku uyudum. Vefalı eş ne kadar önemli....
Aynı hastalıktan MY de nasibini aldı ancak onun ki hafif geçti. Kışın o daha ağır bir grip geçirmişti ben de kendi kendime diyordumki ne güzel bu kış hiç hasta olmadım, ama demek herşeyin yazılı bir sırası varmış, onun hafif geçirdiğini ben ağır geçirdim, herhalde o bir öncekinden idmanlı ve bağışıklıklı olduğpu için böyle oldu...
İlginçtirki kendi hastalığında yaptığımız çaylara ağzını sürmeyen Ozoz, benim çaydan ballandıra ballandıra bir içtiki ....Alem bu çocuk milleti.

Yeni kelimelerimiz "abartma istersen" :) bir de Türk filmlerinden çıkma gülüşü varki sormayın.... Yapmacık hahahaha diye gülüyor, çok komik yahu...
geçen haftalarda hava inanılmazdı güneşli serin, benim havalardan yani, acaip iyi hissederim kendimi güneşli sonbaharlarda ve kışlarda.... Ama şimdi kapalı, yağsammı yağmasammı havası var, dur yağmayım da insanları azcık bunalıma sürükleyeyim der gibi bir hava...
Geçen hafta geçirdiğimiz o birkaç güzel günün acısını bu hastalık fazlasıyla çıkardı gibi :(

Hayat sen bilemediğimiz bir şekilde aslında ne kadar da adilsin... Kaderinde parmağı var bu adalet düzeninde tabii ki.
Her kötülük elbet cezasını bulur. her yanlış mutlaka doğruyu bulur.
Bununla ilgili şu söze bayılırım aslında "keser döner sap döner gün olur hesap döner" ... Ben buna çok inanıyorum... İnancım sonsuz hatta.Bu sebeple içimde genelde rahattır, her ne kadar insan anlık haksızlıklara, adaletsizliklere katlanmakta zorlansa da, kondurmamasa da, hazmedemese de.....

15 Şubat 2011

Yeni yıl yeni yıl yeni....

Nihayet tadilat bitti ben de bittim dicem ama sözüm var kendime, herşeye yeniden başlayacağım...düşüncesi acaip bir enerji ile dolduruyor insanı. Dolup dolup taşmak coşmak coşmak istiyorum bazen, yahu orta yaş sendromu dicem acaba böle mi oluyor insan, bir açgözlülük var içimde hayata karşı, hiç birşeyi kaçırmak istemiyorum resmen....

Bu arada duvarımdaki gül resmi MY'den sevgili oluşumuzun kutlama hediyesi...

Ince sevgilim...

8 Şubat 2011

Polonezköy


Çok uzun zamandır gitmeyi planlıyorduk nihayet oldu. Sabah erkenden çıktık yola, İstanbul'a uzak sanıyordum ama 1,5-2 saat sürdü neredeyse varmamız, çokda uzak değilmiş yani. ama bu kadar mı güzel olur, Avrupa'da bir yer gibi.
temiz, küçük, sakin hafta içi olduğundan kalabalıkta değildi.

Güzel bir kahvaltının ardından nefes aldık, kendimize geldik, yenilendik, çayırlarda koşuşturduk.



Her gün yapılan aynı şeylerden, bir parçada olsa
kopunca bambaşka oluyor insan, yaşadığını,
ne için yaşadığını, varolduğunu anlıyor...









6 Şubat 2011

Tekirdağ

Sevginin bakışı; benim gözümde o, onun gözünde ben.

Bakış Açımız

İnsan ömrü ne kısa, oysa ki ne kadar çok şey var hayatta yapılacak, yaşanacak. 24 saate bir 24 daha eklense ve 2 günü 1 gün gibi, sevdiğimiz her şeyi 2 kere daha fazla yada 2 kat daha uzun yaşasak keşke.
Diyeceksiniz ki o zaman acılarda 2 kat olacak. Diyeceğim ki olmasa... Hayal bu ya acılarda 2'ye tam bölünebilse ve 1 yarım olsa bize kalan...
Acılara etkisiz eleman muamlesi yapıp, mutlulukları hep 2 ile çarpmaya çalışmak, sorunlara eşit zaman verip fazla üzerinde durmamak lazım hayatta ki bize verilen sürede bu sınavın tüm sorunlarını çözüp geçer not alabilelim.
Gerçi geçer not alsakta sonuç ne ki sınıf geçmek mi iyi bir hayata terfi etmek mi. Yok öyle bir sıralama tek amaç bu sınavı en az yürek acısıyla tamamlamak....son bardak suyumuzu içmeden, yıllar devirmiş o gözleri kapatmadan geriye dönüp baktığında hafıza son kez, en az kalbi kırmış olmalı insan, en az günahı işlemiş ama en fazla gezip/görmüş, en fazla sevmiş ve sevilmiş olmalı... ve bu hayatın üzerine bir bardak su içip öyle dalmalı son uykuya .... gy
Hayatınızı seviyorsanız zamanınızı boşa harcamayınız, çünkü zaman hayatın kendisidir.

Benjamın Franklin

Kaç Tık