
3 Ekim 2010
26 Eylül 2010
9 Eylül 2010
6 Eylül 2010
Elbette, 2000, Amasra'dan Samsun'a
Sabah Candan'ın Elbette albümüne takıldım yine.Sonbahar eşittir Candan-Elbette benim için, 75 yaşıma da gelsem herhalde aynı duyguları hisseder, 2000 yılı sonbaharını aynı duygularla birkez daha yaşarım.
Şöyle ki;
Her insanın hayatında devrim dediği bir dönüm noktası mutlaka vardır, belki de bir değil birkaç tane...
2000 yılı rakamsal olarak da ne kadar uygun, bir devrimi yaşamak için, işte benim için de öyle oldu. Küçük bir Karadeniz turuna çıkmıştık kız kardeşimle, ilk durağımız Bartın'dı ve sonra Amasra, Zonguldak, Saframbolu, Samsun....
Bartın'da Elbette ile tanıştım. Sonra onunla birlikte Amasra'ya gittim. Amasra'da hayatım başkalaştı, ben başkalaştım, enerji düzeyim, boyutum, algılayışım herşey tepetaklak oldu. Hayatı sanki ilk kez orada solukladım, içime çektim.
Neden orada ve o zamanda? Bilmiyorum, ama gerçekten başkalaştım.
Henüz 23 yaşındaydım öyle bir başına iki kız şehir şehir gezecekmiş! Babam hayatta izin vermezdi ama ne olduysa oldu... ve bu gezi hayatımda bir devrin bitip yeni bir devrin başladığı milat oldu benim için...
Beni başkalaştıran bir olay değildi aslında, bir kafa toplama, duygularını harmanlama, kendini tartma, sorgulama, sınama, karar verme ve tam anlamı ile enerji yüklenmeydi.
Sanki ergenlik bitip genç kız olmuş, büyümüştüm, düşüncelerim olgunlaşmıştı bir anda.
Amasra hala hatıramda; ben güneşlenirken, 1 km ötemde denizin üzerinde bir bulutun yağmur yağdırdığını gördüm... Güneşin ışıkları bedenimi ısıtırken, rüzgarın saçlarımı deli gibi karıştırdığı bir zamanda tenimin hafifçe ürpertmesini, incecik yağmur damlalarının yüzüme vurmasını yaşadım. Enerjim tavan yaparken, içimin cayır cayır hayata yandığını hissettim, acılara bulandığını, hüzün dolduğumu...neden mi, nedensiz... Sadece dedim ya hayatı en derininden mutlulukla yaşamak kadar hüzünlede doya doya yaşamak, canı yana yana nefes almak da insanlığa dahil değil mi....
İşte tüm bunlar yaşanırken ruhumda bir yandan "elbette bazen çiçek açıp bazen solacağm, elbette bazen hızla dönüp bazen duracağım...." arada "merak ediyorum ne yapacaksın benden sonraki hayatında.... yıllar geçtikçe sıradan mı olacaksın, yoksa yenilmeyip zamana sevdiğim gibi mi kalacaksın..." ve en acısı da;
"Arada bir , bir yanim kaçsam diyor uzaga,
Katsam diyor önüme canimi yorganimi
Arada bir bir yanim düssem diyor tuzaga
Geçsem dünyanin derdini varsam cennetime diyor
Ama of öbür yanim var ya öbür yanim
Amman öbür yanim cahil diger yarim
Kurtulmak kolay mi derdinden
Siyrilmak kolay mi derdinden
Arada bir bir yanim yiksam diyor su dagi
Görsem diyor ardini yarimi yarinimi
Arada bir bir yanim küstüm diyor o yana
Senden dost olur mu korkarsan kaybettin diyor
Arada bir bir yanim bosver diyor aciya
Elbet diyor olacak derdi de dermani da"
Hayatımda o güne kadar hiç bir yeri olmayan bir şehir Samsun ve tarih 27.09.2010. Samsun'a bu gezide hiç uğramayı düşünmüyordum aslında ama Zeyno'nun ısrarına dayanamayıp (ki zaten kader ağlarını örmeye çoktan başlamış:) 2 günde olsa oraya da gittim. Gittiğim gün MY ile tanıştık ve orada başladı herşey... Onun karşısında yediğim o acı biberin kendimi tutmaya çalışmama rağmen gözlerimden düşürdüğü o bir kaç damla göz yaşını, kafede otururken durupta benim kulağıma eğilerek "bekle geleceğim birazdan" deyipte kalkışını içimden "gerçekten gelirmi acaba" deyişimi, geri geldiğinde duyduğum o sevinci, cep numaramı ona vermiş olmak için çektiğim o uydurma "teşekkür" mesajını, onun o vakur tavrını asla unutamam. Samsun hayatımızdan bir daha hiç çıkmadı, çıkamadı...
2000 yılında o enerji ile İstanbul'a döndüğümde işimi de değiştirdim, kader karşıma durduk yere yeni bir iş çıkarmıştı benim için kariyer değeri olan bir iş...
Ve işte 2000 yılı, elbette CD'si, Bartın, Amasra, Samsun yolculuğu, yeni bir iş, yeni bir aşk, yeni bir ben...
Dedim ya bu gezi benim hayatımın devrimi olmuştu.....
Bu gezide öğrendiğim tam anlamıyla Secret, çekim, bumerang yasasıymış :) O enerjiyle tüm doğruları çekmişim kendime....
Bir gün oğlum yada kızım anne ben Endonezya'ya gitmeye karar verdim derse asla önünde durmamam için Allah'ım yeterice güç verir umarım bana....
27.07.2010 Feribotla eve dönüş Gelibolu;
BİR YOLCU'YADur yolcu! Bilmeden gelip bastığın bu toprak,
Bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,
Bir vatan kalbinin attığı yerdir..
Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda,
Gördüğün bu tümsek, Anadolu' nda,
İstiklal uğrunda, namus yolunda,
Can veren Mehmed' in yattığı yerdir..
Bu tümsek, koparken büyük zelzele,
Son vatan parçası geçerken ele,
Mehmed' in düşmanı boğduğu sele,
Mübarek kanını kattığı yerdir..
Düşün ki, hasrolan kan, kemik, etin
Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin,
Bir harbin sonunda, bütün milletin,
Hürriyet zevkini tattığı yerdir...
NECMETTİN HALİL ONAN

5 Eylül 2010
KNIDOS





Küçük kaşifimde bizimle beraber dağ bayır dinlemeden gezdi, yürüdü, taş topladı, küçük taş meraklısı o koca koca kayaları, rüzgarlı tepeleri gördükçe nasıl da eğlendi....


22.07.2010; KNIDOS;Her tatilde veya gezide taş görmeden yapamam... Gittiğimiz neresi olursa olsun bir kalıntı bir harabe bir müze ziyaret etmeden oradaki tarihin geçmişin kokusunu almadan geçirilmiş bir tatil, tatil değildir benim için.
İtfaiyeyi ziyaret.
Tarih 12.07.2010Evimiz İtfaiyeye yakın bir yrde ve sık sık kapımızın önünden itfaiye arabaları geçiyor ve Oğuz'da da onlar geçerken bir telaş ki...
Uzun zamandır konuşuyorduk bunun için, sonunda MY Ozoz'u itfaiyeye götürdü, bunlarda o günün hatıraları.
İtfaiyeciler onu araca bindirip biraz da kullanmasına müsade etmişler ama Oğuz'um korkmuş :)
2 Eylül 2010
Tebrik ederim seni bu eserin için.
Oğuz'a genelde ablam bakıyor, MY'nin tatilde olmadığı günler dışında.
Değerli bir aile dostumuz, büyüğümüz bir iftar yemeğinde Oğuz'u büyük bir sevgiyle öperken ablama döndü ve "tebrik ederim seni bu eserin için" dedi ve bize de "büyüdüğünde inşallah çok beyefendi bir delikanlı olacak"....
Ne gurur verici, ne yüceltici bir söz.
Oğuz gerçektende karakter sahibi bir çocuk. Karşındaki çocuk olduğunda, küçük olduğunda sanki değerleri olmazmış gibi düşünülür ama bunu en bariz kendi çocuğumda gözlemledim. Bir karakteri var, sakin, vakur, değer veren, sevgi dolu, neşeli, şimdilik iyi giden bir karakteri var....
Her zaman aynı duayı ediyorum, atom mühendisi olsun diye değil, doktor, pilot, astronot olsun diye de değil, ne olacaksa olacak ama olduğunun en iyisi, en mutlusu ve en başarılısı olsun diye dua ediyorum. Önce vatanına, sonra milletine ve sonra da ailesine karşı hayırlı, düzgün bir birey olsun diye dua ediyorum. İnançları olsun, inandıkları olsun, korkuları olsun, korkusuz olsun, sevgi dolu ve cömert, saygı dolu ve yaşamak için hırsı olsun istiyorum. Zengin olmasa da olur, ama herşeyi görsün, herşeyi bilsin istiyorum.
Hayatında 1 kez de olsa her güzel şeyden 1 kez tatmış olmalı insan ve acıların çemberin de de illaki geçecek öyle değilmi!....
Öyle şanslı hissediyoruz ki kendimizi böyle bir evlada sahip olduğumuz için. Ve bazen de öyle kızıyoruz ki kendimizi onu örselediğimizi, onu değersiz kıldığımızı, onu kıymetsiz büyüttüğümüzü düşünerek. Ona kızdığımız zamanlar oluyor, bazen yaptıklarına tepki verdiğimiz de... halbuki öyle içimizdeki sevgisi, öyle derindeki, bazen öyle can yakıyorki...
İşte bu zamanlarda çalışmak ve çalışmamak arasında bocalamalar başlıyor içimde, kendimle kavgalı, kendime dargın, kendime kızgın hale geliyorum.
Biz onunlayken, onunla oynarken, onunla konuşurken öyle başka, öyle mutlu, öyle neşeli öyle bütün oluyoruz ki....Bunu hissediyorum onun yanında olduğumda, her ne kadar benden önce babası gelse de, onunla iki cümle konuştuğumda ona değer verdiğimi hissettiğinde, ona bir birey gibi davrandığımda bambaşka bir ruh haline bürünüyor, kendine güveni geliyor, neşeleniyor, bu o kadar bariz anlaşılıyor ki annesinin ona verdiği güç duygusu öyle başka ki, bunu hissediyorum. Bu bana özel değil tabii ki annelerin kıymeti bu, önemi, etkisi...
Değerli bir insan, değer veren bir insan yetiştirmek istiyorsan, ona değerli olduğunu hissettirmelisin, ona değer vermelisin.... Çocuk yetiştirmekten hiç bir şey öğrenmediysek en azından bunu öğrenmişizdir.
GY
Değerli bir aile dostumuz, büyüğümüz bir iftar yemeğinde Oğuz'u büyük bir sevgiyle öperken ablama döndü ve "tebrik ederim seni bu eserin için" dedi ve bize de "büyüdüğünde inşallah çok beyefendi bir delikanlı olacak"....
Ne gurur verici, ne yüceltici bir söz.
Oğuz gerçektende karakter sahibi bir çocuk. Karşındaki çocuk olduğunda, küçük olduğunda sanki değerleri olmazmış gibi düşünülür ama bunu en bariz kendi çocuğumda gözlemledim. Bir karakteri var, sakin, vakur, değer veren, sevgi dolu, neşeli, şimdilik iyi giden bir karakteri var....
Her zaman aynı duayı ediyorum, atom mühendisi olsun diye değil, doktor, pilot, astronot olsun diye de değil, ne olacaksa olacak ama olduğunun en iyisi, en mutlusu ve en başarılısı olsun diye dua ediyorum. Önce vatanına, sonra milletine ve sonra da ailesine karşı hayırlı, düzgün bir birey olsun diye dua ediyorum. İnançları olsun, inandıkları olsun, korkuları olsun, korkusuz olsun, sevgi dolu ve cömert, saygı dolu ve yaşamak için hırsı olsun istiyorum. Zengin olmasa da olur, ama herşeyi görsün, herşeyi bilsin istiyorum.
Hayatında 1 kez de olsa her güzel şeyden 1 kez tatmış olmalı insan ve acıların çemberin de de illaki geçecek öyle değilmi!....
Öyle şanslı hissediyoruz ki kendimizi böyle bir evlada sahip olduğumuz için. Ve bazen de öyle kızıyoruz ki kendimizi onu örselediğimizi, onu değersiz kıldığımızı, onu kıymetsiz büyüttüğümüzü düşünerek. Ona kızdığımız zamanlar oluyor, bazen yaptıklarına tepki verdiğimiz de... halbuki öyle içimizdeki sevgisi, öyle derindeki, bazen öyle can yakıyorki...
İşte bu zamanlarda çalışmak ve çalışmamak arasında bocalamalar başlıyor içimde, kendimle kavgalı, kendime dargın, kendime kızgın hale geliyorum.
Biz onunlayken, onunla oynarken, onunla konuşurken öyle başka, öyle mutlu, öyle neşeli öyle bütün oluyoruz ki....Bunu hissediyorum onun yanında olduğumda, her ne kadar benden önce babası gelse de, onunla iki cümle konuştuğumda ona değer verdiğimi hissettiğinde, ona bir birey gibi davrandığımda bambaşka bir ruh haline bürünüyor, kendine güveni geliyor, neşeleniyor, bu o kadar bariz anlaşılıyor ki annesinin ona verdiği güç duygusu öyle başka ki, bunu hissediyorum. Bu bana özel değil tabii ki annelerin kıymeti bu, önemi, etkisi...
Değerli bir insan, değer veren bir insan yetiştirmek istiyorsan, ona değerli olduğunu hissettirmelisin, ona değer vermelisin.... Çocuk yetiştirmekten hiç bir şey öğrenmediysek en azından bunu öğrenmişizdir.
GY
24 Ağustos 2010
GEÇMİŞTEN KARELER
19.07.2010; Yorumsuz
17.07.2010; Maltepede bulunan Masal Çocuk Kuaföründe traş oluyoruz 2 seferdir. Her ne kadar biraz tuzlu olsa da arabadan yapılma kuaför sandalyesinde otururken Ozozun sesi çıkmıyor hiç :) ve Gayet kolay bir traş oluyor. Çok tiki olmuş di mi :)
10.07.2010; Ayrılıkta sevdaya dahil ; Sabiha havaalanı...
10.07.2010; Dedenin çiçekeleri arasında çok tatlısın çook;
17.07.2010; Duru hanımla sevgi seli :) Kıpırdaklar yerinde durmadıki bir foto çekelim...
05.06.2010;Kayınvalidemin bahçesinden sanırım Lilyumdu bunlar, mis kokuyorlardı miss...
05.06.2010; Benim selocanımı gördünüz mü?
17.07.2010; Maltepede bulunan Masal Çocuk Kuaföründe traş oluyoruz 2 seferdir. Her ne kadar biraz tuzlu olsa da arabadan yapılma kuaför sandalyesinde otururken Ozozun sesi çıkmıyor hiç :) ve Gayet kolay bir traş oluyor. Çok tiki olmuş di mi :)
10.07.2010; Ayrılıkta sevdaya dahil ; Sabiha havaalanı...
10.07.2010; Dedenin çiçekeleri arasında çok tatlısın çook;
17.07.2010; Duru hanımla sevgi seli :) Kıpırdaklar yerinde durmadıki bir foto çekelim...
05.06.2010;Kayınvalidemin bahçesinden sanırım Lilyumdu bunlar, mis kokuyorlardı miss...
05.06.2010; Benim selocanımı gördünüz mü?
19 Ağustos 2010
KEK YAPIMI
Uzun uzun kek çırpmaya sinir olurum, bu konuda yamağım Ozoz öyle hevesliydiki bende seve seve bu işi ona devrettim :) ve kek süper oldu. Acemi şansı işte :)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
Bakış Açımız
İnsan ömrü ne kısa, oysa ki ne kadar çok şey var hayatta yapılacak, yaşanacak. 24 saate bir 24 daha eklense ve 2 günü 1 gün gibi, sevdiğimiz her şeyi 2 kere daha fazla yada 2 kat daha uzun yaşasak keşke.
Diyeceksiniz ki o zaman acılarda 2 kat olacak. Diyeceğim ki olmasa... Hayal bu ya acılarda 2'ye tam bölünebilse ve 1 yarım olsa bize kalan...
Acılara etkisiz eleman muamlesi yapıp, mutlulukları hep 2 ile çarpmaya çalışmak, sorunlara eşit zaman verip fazla üzerinde durmamak lazım hayatta ki bize verilen sürede bu sınavın tüm sorunlarını çözüp geçer not alabilelim.
Gerçi geçer not alsakta sonuç ne ki sınıf geçmek mi iyi bir hayata terfi etmek mi. Yok öyle bir sıralama tek amaç bu sınavı en az yürek acısıyla tamamlamak....son bardak suyumuzu içmeden, yıllar devirmiş o gözleri kapatmadan geriye dönüp baktığında hafıza son kez, en az kalbi kırmış olmalı insan, en az günahı işlemiş ama en fazla gezip/görmüş, en fazla sevmiş ve sevilmiş olmalı... ve bu hayatın üzerine bir bardak su içip öyle dalmalı son uykuya .... gy
Hayatınızı seviyorsanız zamanınızı boşa harcamayınız, çünkü zaman hayatın kendisidir.
Benjamın Franklin
Diyeceksiniz ki o zaman acılarda 2 kat olacak. Diyeceğim ki olmasa... Hayal bu ya acılarda 2'ye tam bölünebilse ve 1 yarım olsa bize kalan...
Acılara etkisiz eleman muamlesi yapıp, mutlulukları hep 2 ile çarpmaya çalışmak, sorunlara eşit zaman verip fazla üzerinde durmamak lazım hayatta ki bize verilen sürede bu sınavın tüm sorunlarını çözüp geçer not alabilelim.
Gerçi geçer not alsakta sonuç ne ki sınıf geçmek mi iyi bir hayata terfi etmek mi. Yok öyle bir sıralama tek amaç bu sınavı en az yürek acısıyla tamamlamak....son bardak suyumuzu içmeden, yıllar devirmiş o gözleri kapatmadan geriye dönüp baktığında hafıza son kez, en az kalbi kırmış olmalı insan, en az günahı işlemiş ama en fazla gezip/görmüş, en fazla sevmiş ve sevilmiş olmalı... ve bu hayatın üzerine bir bardak su içip öyle dalmalı son uykuya .... gy
Hayatınızı seviyorsanız zamanınızı boşa harcamayınız, çünkü zaman hayatın kendisidir.
Benjamın Franklin



















