15 Haziran 2010

Bir zamanlık Düsturumuz..

Mutlu yada mutsuz olmanız küçük birşeye bağlıdır. Düşünce biçiminize.
Marcus Aurelius

12 Haziran 2010

Araba tamiri;)


Bozulup tamir edilen arabamızı almaya gitik Oğuz için tam bir cennet , arabalar takımlar, aletler.... dururmu yerinde.

5 Haziran 2010

VIAPORT buluşmamız!


Bu buluşmada farklı bir şey olsun dedik, havalarında güzelleşmesi ile kapalı alanlarda vakit geçirmek yerine çıkalım gezelim istedik Viaport çocuk parkında sonra kendimize güzel bir yemek ısmarladık, minik kuzularla çok kolay olmasa da onlar için de bizim içinde bu ortamı oluşturmak ve paylaşmak çok farklı ve eğlenceli oldu.
Bekar veya çocuksuz arkadaşlarla vakit geçirmenin sohbet etmenin tadına doyum olmuyor evet, ama bazen siz çocuğunuz peşinde koşarken, onu oylamaya, sorularına ve sorunlarına cevap bulmaya çalışırken, karşınızdaki arkadaşınızın ne kadar sıkıldığını tahmin edebiliyorsunuz. Evet bu bir gerçek, çocuklu arkadaşlarla buluşmanın işte en anlamlı tarafı bu; sizin çocuğunuzla uğraştığınız zaman o da / onlar da muhtemelen kendininkiyle uğraşıyor oluyor. Yani sizi anlıyor siz de onu anlıyorsunuz, sinirlenmek yok, o çocuğuyla uğraşırken sıkılmak yok. Veya ikisi de var ama ikinizde o an aynı duyguları paylaşıyor olabiliyorsunuz. Yada siz yaşadıktan sonra bir yerde ona da sıra geliyor.
Neyse, Çok karmaşık ama bir o kadar da eğlenceli bir gündü hepimiz için....

Bir konuya daha değinmek istiyorum, internetten arkadaş olmaz diyenlere bir gönderme yapmak istiyorum, biz 4 anne bir araya geldiğimiz için inanılmaz şanslı olduğumuzu düşünüyoruz, çünkü çocuklarımızın anlaşması ve yaşıt olması bir yana bizim bu kadar iyi birbirimizi anlıyor ve birbirimizle anlaşıyor olmamız gerçekten başta hiç birimizin düşünemeyeceği bir şeydi, hele de internt vasıtası ile olunca!!!!
Tşekkürler internet :)

3 Haziran 2010

Oğuz'un Bilgisayar (Bibes) Halleri


Kelime haznesind olan bir kelime daha bibes, görmeye görsün hemen bibes bibes diye heyecanla göstermeye başlıyor. Zannetmeyinki bibes açıkken Oğuz Başında oturuyor böyle, yok sadece merakı geçsin diye şöyle bir düğmeleri kurcalamasına müsade ediyoruz, zaten onun derdi de ekranda çıkanlar değil sadece o duyguyu yaşamak, kullanabiliyoru hissetmek :)

2 Haziran 2010

Öğrenilen yeni kelimeler;
babağh; bayrak (havada, karada, denizde, resimde, tv'de, kimlikte, ufacık kocaman tüm bayraklar fark ediliyor)
memi; gemi
iyik; erik
dese; teyze
hüüp veya hüüs; su
kapağh; kapak (hiç kaçırmaz bütün açık kalmış kapaklar bir höykürmeyle gösterilir ve hemen kapatılır :)
mamyon; kamyon
eehmeh; ekmek (h ler vurgulanarak söylenir)
annehh; anne ve işine geldimi de ba-ba
aabi:abi (galiba abla ve abiyi karıştırmaya başladın :)
elma; ma
mama;maama oldu
çay; ça
Bibey: biberon
cacıkta diyorsun ama şimdi hatırlayamadım
Tabi tüm bunlardan hafızadan bir de daima bizden duyduğu kulağına hoş gelen kelimeleri de her daim tekrar eder....

23 Mayıs 2010

Fethi Paşa Korusu



Birçok çeşit ağacın bulunduğu İstanbul'un nadide korularından veya gezi yerlerinden bir tanesi, hele ki bir boğaz(lar) mansarası varki. Yürüyüşten çok, çiçeğe, böceğe, taşa, toprağa takılan Oğuz sayesinde yürüyüş yapma şansımız pek olmadı...

4 Mayıs 2010

AYNALARDAN UZAKTA

Şimdi en açık renginde gözlerin
Şimdi benimlesin tüm kaygılardan uzak
Anlatılmaz bir şey var aramızda hazin
Şiir gibi bir şey seninle yaşamak

Bulutsuz bir gökyüzüdür güzelliğin
Yıldızların en parlak olduğu zamansın
Denizlerim senin kıyılarında sakin
Bırak ellerini avuçlarımda kalsın

Çirkin olan,fena olan ne varsa unut
Gözlerimin söylediği şarkıyı dinle
Ellerimizde sevgi içimizde umut
Bütün iyilikleri paylaşalım seninle

Aşkın büyülü sesini duyuyor musun
Şimdi onun gülleri açan güz bahçelerinde
Gitme ki günlerimiz gecelerimiz olsun
Çoban kulübelerinde balıkçı kahvelerinde

Varlığın dudaklarımda bir bal tadı
Yokluğun en korkuncu ölümlerin
Senden başka dindiren olmadı
Acısını içimde kanayan yerin

Benimle kal zaman bitinceye kadar
Benim ol yüzyıllar ve çağlar boyunca
Bir ömürdür seninle geçen dakikalar
Ölümden güçlüyüm sen yanımda olunca

Şimdi öyle büyük ki beraberliğimiz
Nabzın benim bileklerimde vurmakta
Artık bütün kaygıların ötesindeyiz
Benimle en güzelsin aynalardan uzakta


ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN

23 Nisan 2010

23 Nisan 2010


Bağdatcaddesi 23 Nisan yürüyüşüne katılmaktı amacımız sabah erkenden ama azıcık hasta olunca deniz kıyısı yerine sadece 1-2 saatliğine lunaparka gittik kuzenim Duru ile.

15 Nisan 2010


MEMORANDUM
Kore savaşı anıları için hazırlanmış bir anıt. Türk şehitlerimizinde isimleri bir bir kayıt edilmiş :(




Heryerde olduğu gibi burda da kızanları sevmekten kendimi alamadım, öyle tatlılar ki çkik çekik.... (bu resmi biraz sansürlemek zorunda kaldım :)
Bindiğimiz bütün otobüslerde (bunlar tur otobüsleri) bu resimlerdeki gibi süsler perdeler vardı birde öyle komiklerdiki inanamadık :) ve kendi memleketimiz geldi aklımıza :)

12 Nisan 2010

Ve tabii SOJU;
22.5 derece sertliginde, sek icilen ve pirincten imal edilen bir kore ickisi.
isin raconu kucuk bardakta (likör bardağı gibi) ve tek dikiste icmekmiş...
bu içki için kesinlikle "sisede durdugu gibi durmaz" doğru bir tabir olur.

KORE geceleri, ne ağacı bilemedim sormadım da ama heryerde bunlardan var Manolya gibi çiçeği var, birde kiraz ağaçları onların açmışına rastlayamadım çekmek için....
Birde kimchi var. Kore de yenen yemeklerin olmazsa olmazı. Lahana turşusu aslında ama kendine özgü bir aroması var. Bu kahvaltılar için de geçerli. Ve her öğünde bol bol deniz mahsulleri, bildiğimiz bilmediğimiz bir sürü ürün, veee yosun çorbası...

Gleneksel bir G.Kore yemği ismini unuttum. Shobu shobu gibi birşeydi :)
Oturduğunuz masanın ortasında bir ocak oluyor üzerinde de bir tava (içerisinde özel soslarla hazırlanmış haşlama suyunuzla beraber) ve envai çeşit sebzeyi (mantar, soya filizi, bir sürü yeşil ot, noddle...) kaynayan suya atıp pişmeye bırakıyorsunuz ve birde kağıt gibi ince dilimlenmiş dana biftek :) Çok lezzetli bir çorba oluyor, enteresanki çok ta doyurucu.


Otel odasından görünen arka KORE.

4 Nisan 2010

EMİNÖNÜ GEZİMİZ












































Başka Bir değeri var bende Eminönü'nün. Mısır Çarşısı'nın, Galata Körüsü'nün, Kulesinin, Yeni Cami'nin, güvercinlerin,
Marputçular Çarşısı'nın, boncukların, balık ekmeğin....
Say say bitmez.
Buraları gezdiğimde hep eski zamanların kokusunu duyar, ruhuna bürünürüm...
Güneşli günlerde, insanların koşuşturdukları, kadınların evinin önünü süpürdüğü, balkondan çamaşır sarkıttığı, mis gibi çiçek kokularının yayıldığı, belki bir yoğurtçunun çıngırağını salladığı, belki faytonlardan gelen at nalı seslerinin yankılanığı o eski ama büyülü olan İstanbul sokakları gelir, insanların yaşamı gelir gözümün önüne...
Bir de yağmurda çamura saplanan pabuçlarım :)
Gündüzleri nayloncuların, hallaççıların, şerbetçilerin, macuncuların, sucuların, boyacıların, seyyar satıcıların naralarını, gece ise bekçilerin düdüklerini, salepçilerin seslerini , komşuların kahkaha dolu kapı önü veya bir demlik çay eşliğindeki bahçe sohbetlerini hatırlıyorum.
Köşedeki pastaneden alınan tek top dondurmalar, mahalle bakkalından alınan fruko, çamlıca gazozlar vardı sace...
Ne kadar da yaşlanmışım diye hayıflanmıyorum, ne mutluyum ki o günleri ucundan da olsa yakalamışım çünkü çocukluğumun en güzel günleri hep o eski sokaklarda, o eski köşkte, o eski köşklerin olduğu bahçelerde geçti.
Belki devamı da gelir.....
















3 Nisan 2010

Kartal Buluşmamız

Masa çevresinde başlayan sakin oyun masayı çevirme, üstüne çıkma.... gibi aktivitelerle devam etti.

Bakış Açımız

İnsan ömrü ne kısa, oysa ki ne kadar çok şey var hayatta yapılacak, yaşanacak. 24 saate bir 24 daha eklense ve 2 günü 1 gün gibi, sevdiğimiz her şeyi 2 kere daha fazla yada 2 kat daha uzun yaşasak keşke.
Diyeceksiniz ki o zaman acılarda 2 kat olacak. Diyeceğim ki olmasa... Hayal bu ya acılarda 2'ye tam bölünebilse ve 1 yarım olsa bize kalan...
Acılara etkisiz eleman muamlesi yapıp, mutlulukları hep 2 ile çarpmaya çalışmak, sorunlara eşit zaman verip fazla üzerinde durmamak lazım hayatta ki bize verilen sürede bu sınavın tüm sorunlarını çözüp geçer not alabilelim.
Gerçi geçer not alsakta sonuç ne ki sınıf geçmek mi iyi bir hayata terfi etmek mi. Yok öyle bir sıralama tek amaç bu sınavı en az yürek acısıyla tamamlamak....son bardak suyumuzu içmeden, yıllar devirmiş o gözleri kapatmadan geriye dönüp baktığında hafıza son kez, en az kalbi kırmış olmalı insan, en az günahı işlemiş ama en fazla gezip/görmüş, en fazla sevmiş ve sevilmiş olmalı... ve bu hayatın üzerine bir bardak su içip öyle dalmalı son uykuya .... gy
Hayatınızı seviyorsanız zamanınızı boşa harcamayınız, çünkü zaman hayatın kendisidir.

Benjamın Franklin

Kaç Tık