Sevgili yavrumuz,
Bugün Martın 31'i ve sen hızla büyüyorsun. Nasılda geçiyor zaman bugün 5. ayını da bitirdin.
Yapmayı öğrendiğin şeyler arasına kendi etrafında dönmek, yattığın yerde gerine gerine ilerlemek, yüzüstüne yatarak uyumak...gibi şeyler var. He bir de en önemlisi sen çığlıklar atıyor ve bundan çok büyük keyif alıyorsun, hatta sabah seni azarladım bile komşuları uyandıracaksın bağırma öyle diye :) Herkese ve heryere daha dikkatli bakıyorsun, sanki ilk kez görmüşsün gibi.
Ve maalesef bir kaç gündür hastaydın, burun akıntısı geniz tıkanıklığı, öksürük ve biraz da kabızlık. Birinin tuvaletini yapmasına bu kadar sevineceğimiz aklımızın ucundan bile geçmezdi, babanında benimde :) Birde unutmadan acıkınca çok fena oluyorsun, yakıp yıkıyorsun ortalığı, o sesin senden mi çıktığına inanamıyoruz, çok defa komşular bile sormaya geldi, bir derdimi var iyimisiniz diye :)
Yeni gıdalara geçiş yaptık, zaten maşallah öyle iştahlısın ki, anne sütü sanki artık kesmiyo seni :)
ilk armut suyu ile başladık (bağırsaklarını çalıştırması amaçlı), dün de elma suyu, pek memnun kaldığını söyleyemeyiz ama tatlı oluşlarından dolayı kısa zamanda onlardan vazgeçemeyeceğine eminiz. Zaten annen ve baban arada kahvaltıda tahinli pekmez, krem çikolata, yoğurt, bal çalıveriyorlardı ağzına, çünkü nedense yemek yedimi biri karşında pür dikkat onu izlemeye başlıyorsun. Bazı geceler, seni yanıma alıyorum uyuyana kadar, emziğini ağzına verip yüzyüze yatttığımızda sana, hadi uyuyalım artık, bak hala karanlık, herkes uyuyor daha sabah olmamış, hadi kapa gözlerini, bizde uyuyalım bak baba uyuyor diyorum, sende sanki bu söylenenlerden anlarmış gibi şöyle bir geriniyorsun popo arkaya doğru yan dönüp ellerini birbirine kavuşturup etrafı sessizce izleyerek ve emziğini cuk cuk emerek uykuya dalıyorsun ve tabi bu esnada bende uyumuş oluyorum :))) bunlar öyle güzel anlar ki, sen büyümesen ve biz bu tatlı anları defalarca yaşasak diyoruz bazen.
İşte böyle yavrum. Bu anlattıklarımız sensin.
İyiki varsın.
Seni çok seviyoruz.
5. ayın kutlu olsun Oğuzumuz...
1 Nisan 2009
25 Mart 2009
15 Mart 2009
Geride kalan yollar.
Bahar, güneş, ayçiçeği tarlaları, uyuyan ben, bulutlar ve yolculuk İstanbul'a...
14 Mart 2009
13 Mart 2009
11 Mart 2009
8 Mart 2009
Hoşgeldin bahar şa la la ...
Bahar gezmelerimiz başladı. Güneş biraz yüzünü göstermiştiki biz de hemen giyip eşofmanlarımızı attık kendimizi sahildeki parka. Öyle de güzel peysaj yapmışlarki. Keşke İstanbul'un heryerinde böyle bakımlı ve geniş parklar yeşillikler olsa. Bu arada kafamız bir çok meseleye öyle takıldı ki, biz çocuğumuz olmadan önce de bu durumlara çok takılırdık lakin, çocuğumuz olduktan ve bebek arabalı yürüyüşlerimizden ve gezmelerimizden sonra daha da sinirlenir imrenir olduk bazı şeylere.
1- YOLLAR, DİKKATSİZ İNSANLAR, KURALSIZLIK YADA BOŞVERMİŞLİK YADA SAYGISIZLIK... adı her neyse bunun.
Yollarımızın ve kaldırımlarımızın bebek arabası kullananlar yada tekerlekli sandalye kullananlar yada görmeyenler yada benzer sebepleri olanlar için ne kadar da bozuk olduğunu, bazı yerlerinse belediye tarafından yapılmış olmasına rağmen kullanım için ne kadarda düzensiz ve yanlışlıklar içerisinde yapılmış olduğunu, insanların, özellikle şoförlerin bebek arabalılara karşı ne kadar da dikkatsiz ve umursamaz olduğunu fark ettik ve özellikle de birebir yaşadık.
2- Çocuğumuzu da alıp temiz hava çekelim içimize dediğimizde, yakın çevremizde şöyle uzun yürüyüşler yapabileceğimiz ne kadar da az park var bunu farkettik. Bazı yerlerde evet tamam sağolsunlar yapmışlar ama, sadece birkaç oyun alanından ibaret, çok az yeşillendirme var yada çimlendirme... Adım attığımız her yer bina bina bina...
Şöyle yeşil, ormanlık temiz hava alabileceğimiz bir yer düşündüğümüzde sadece bir kaç seçeneğimizin olduğunu onlara gitmek içinse en az 1 saat yol kat etmek zorunda olduğumuzu ve bu 1 saatte de trafikten ne derece bunalacağımızı düşündüğümüzde.... Daha bu güzel bahar gününü değerlendirmeden vaz bile geçebilirdik ki aklımıza esintili de olsa sahile inmek geldi :)
Ve keşke dedik, keşke çocuğumuz, çocuklarımız için, sakatlarımız için, biz stres atmaya ihtiyacı olan yetişkinler için daha iyi şartlar olsa....
1- YOLLAR, DİKKATSİZ İNSANLAR, KURALSIZLIK YADA BOŞVERMİŞLİK YADA SAYGISIZLIK... adı her neyse bunun.
Yollarımızın ve kaldırımlarımızın bebek arabası kullananlar yada tekerlekli sandalye kullananlar yada görmeyenler yada benzer sebepleri olanlar için ne kadar da bozuk olduğunu, bazı yerlerinse belediye tarafından yapılmış olmasına rağmen kullanım için ne kadarda düzensiz ve yanlışlıklar içerisinde yapılmış olduğunu, insanların, özellikle şoförlerin bebek arabalılara karşı ne kadar da dikkatsiz ve umursamaz olduğunu fark ettik ve özellikle de birebir yaşadık.
2- Çocuğumuzu da alıp temiz hava çekelim içimize dediğimizde, yakın çevremizde şöyle uzun yürüyüşler yapabileceğimiz ne kadar da az park var bunu farkettik. Bazı yerlerde evet tamam sağolsunlar yapmışlar ama, sadece birkaç oyun alanından ibaret, çok az yeşillendirme var yada çimlendirme... Adım attığımız her yer bina bina bina...
Şöyle yeşil, ormanlık temiz hava alabileceğimiz bir yer düşündüğümüzde sadece bir kaç seçeneğimizin olduğunu onlara gitmek içinse en az 1 saat yol kat etmek zorunda olduğumuzu ve bu 1 saatte de trafikten ne derece bunalacağımızı düşündüğümüzde.... Daha bu güzel bahar gününü değerlendirmeden vaz bile geçebilirdik ki aklımıza esintili de olsa sahile inmek geldi :)
Ve keşke dedik, keşke çocuğumuz, çocuklarımız için, sakatlarımız için, biz stres atmaya ihtiyacı olan yetişkinler için daha iyi şartlar olsa....
3 Mart 2009
Nasıl da uyur.
1 Mart 2009
Oğuz Türk 4. ayını tamamladı…
Ve bir ay daha gecti.
Yeni beceriler geliştirdin. Oyuncakları sıkı sıkı tutup onları yemeğe yada yalamaya çalışıyorsun.
Kahkahalar atıyor, sevdiğini ve sevildiğini çok açık bir şekilde belli ediyorsun. Annecin artık yedikleri şeylerden ufak ufak sana tattırmaya başladı. Mesela yoğurt sürüldüğünde dudağına onu yalayıp sonra bir surat buruşturması yapıyorsun ki evlere şenlik :) Senin yaptığın herşey herşey ne kadar da değerli.
Nelerden vazgeçtik, neleri hayatımıza katmak zorunda kaldık.
Neredeyse mutlu olduğumuz tüm zamanlar geride kalmış herşey sıkıntı ve yorgunluk üzerine kurulmuş gibiydi, yapmak istediğimiz şeylere hiç bir zaman vakit bulamadık ve kendimize ait zamanlarımız, özgürlüğümüz elimizden alınmıştı sanki.
Ama sen büyüdükçe ve bizimle hayatımızı paylaşmaya daha da hevesli oldukça, anladık ki hayata senin pencerenden bakmak bizi daha da mutlu ediyor, daha da özgür kılıyor.
Tüm geride kalan anılarımızı geçmişte bırakıp seninle yeni bir dünyaya adım atmak bizi her zamankinden daha da hayata bağladı...
Seni çok seviyoruz.
4. ayın kutlu olsun Oğuzumuz...
Yeni beceriler geliştirdin. Oyuncakları sıkı sıkı tutup onları yemeğe yada yalamaya çalışıyorsun.
Kahkahalar atıyor, sevdiğini ve sevildiğini çok açık bir şekilde belli ediyorsun. Annecin artık yedikleri şeylerden ufak ufak sana tattırmaya başladı. Mesela yoğurt sürüldüğünde dudağına onu yalayıp sonra bir surat buruşturması yapıyorsun ki evlere şenlik :) Senin yaptığın herşey herşey ne kadar da değerli.
Nelerden vazgeçtik, neleri hayatımıza katmak zorunda kaldık.
Neredeyse mutlu olduğumuz tüm zamanlar geride kalmış herşey sıkıntı ve yorgunluk üzerine kurulmuş gibiydi, yapmak istediğimiz şeylere hiç bir zaman vakit bulamadık ve kendimize ait zamanlarımız, özgürlüğümüz elimizden alınmıştı sanki.
Ama sen büyüdükçe ve bizimle hayatımızı paylaşmaya daha da hevesli oldukça, anladık ki hayata senin pencerenden bakmak bizi daha da mutlu ediyor, daha da özgür kılıyor.
Tüm geride kalan anılarımızı geçmişte bırakıp seninle yeni bir dünyaya adım atmak bizi her zamankinden daha da hayata bağladı...
Seni çok seviyoruz.
4. ayın kutlu olsun Oğuzumuz...
28 Şubat 2009
Uyuyan bebek
25 Şubat 2009
24 Şubat 2009
Dostum ve ben...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Bakış Açımız
İnsan ömrü ne kısa, oysa ki ne kadar çok şey var hayatta yapılacak, yaşanacak. 24 saate bir 24 daha eklense ve 2 günü 1 gün gibi, sevdiğimiz her şeyi 2 kere daha fazla yada 2 kat daha uzun yaşasak keşke.
Diyeceksiniz ki o zaman acılarda 2 kat olacak. Diyeceğim ki olmasa... Hayal bu ya acılarda 2'ye tam bölünebilse ve 1 yarım olsa bize kalan...
Acılara etkisiz eleman muamlesi yapıp, mutlulukları hep 2 ile çarpmaya çalışmak, sorunlara eşit zaman verip fazla üzerinde durmamak lazım hayatta ki bize verilen sürede bu sınavın tüm sorunlarını çözüp geçer not alabilelim.
Gerçi geçer not alsakta sonuç ne ki sınıf geçmek mi iyi bir hayata terfi etmek mi. Yok öyle bir sıralama tek amaç bu sınavı en az yürek acısıyla tamamlamak....son bardak suyumuzu içmeden, yıllar devirmiş o gözleri kapatmadan geriye dönüp baktığında hafıza son kez, en az kalbi kırmış olmalı insan, en az günahı işlemiş ama en fazla gezip/görmüş, en fazla sevmiş ve sevilmiş olmalı... ve bu hayatın üzerine bir bardak su içip öyle dalmalı son uykuya .... gy
Hayatınızı seviyorsanız zamanınızı boşa harcamayınız, çünkü zaman hayatın kendisidir.
Benjamın Franklin
Diyeceksiniz ki o zaman acılarda 2 kat olacak. Diyeceğim ki olmasa... Hayal bu ya acılarda 2'ye tam bölünebilse ve 1 yarım olsa bize kalan...
Acılara etkisiz eleman muamlesi yapıp, mutlulukları hep 2 ile çarpmaya çalışmak, sorunlara eşit zaman verip fazla üzerinde durmamak lazım hayatta ki bize verilen sürede bu sınavın tüm sorunlarını çözüp geçer not alabilelim.
Gerçi geçer not alsakta sonuç ne ki sınıf geçmek mi iyi bir hayata terfi etmek mi. Yok öyle bir sıralama tek amaç bu sınavı en az yürek acısıyla tamamlamak....son bardak suyumuzu içmeden, yıllar devirmiş o gözleri kapatmadan geriye dönüp baktığında hafıza son kez, en az kalbi kırmış olmalı insan, en az günahı işlemiş ama en fazla gezip/görmüş, en fazla sevmiş ve sevilmiş olmalı... ve bu hayatın üzerine bir bardak su içip öyle dalmalı son uykuya .... gy
Hayatınızı seviyorsanız zamanınızı boşa harcamayınız, çünkü zaman hayatın kendisidir.
Benjamın Franklin

