27 Mart 2010

Salıncakta ve bankta iki kişi



25 Mart 2010

Samandıra_Öğretmen Vedası Yemeği

22 Mart 2010

Okuma saati

Oyun grubumuzla yaptığımız oyuncak döngüsü (Sevgili Ülkü'nün fikriydi) işi yani her çocuk 1 oyuncak getirir ve o oyuncak herhafta bir diğerine geçer fikri çok işe yarıyor, bu sayede 2 haftada bir yeni bir oyuncağımız oluyor.



O döngüde dolanan Mor Kedi yayınlarının ilk sözlüğüm kitabımız bize geri geldiğinde sanırım Oğuz'da onun kıymetini anladı :) kitap geldi geleli elinde sürekli açıp bize resimleri göstererek ne olduklarını soruyor. En çokta tost makinasını sevdi dün akşam sanırım 20 kere felan o gösterdi bende tossttt makinası dedim vurgulu olarak çok hoşuna gitti gülmekten kırıldı :)))....

20 Mart 2010

ÇAMLICA TEPESİ



Bu manzaralar Çamlıca tepesinden,MY nin eseri.




Bir abi 2 adet karanfil tutuşturdu eline, gitti geldi düştü kalktı, koştu yürüdü ama onları ne kırdı, ne bozdu ne attı. Sinirlenmediği sürece çok hassas, sevgi dolu... bu öğretilirmi, genlerdenmi gelir, doğasımı böyle, yoksa bizdenmi kaptı....
Aslında hepsi, doğalı biraz babası, hassas tabi sinirlenmediği, sinirlendirilmediği sürece tabi şuda güzelki eşiği çok yüksek, biraz da biz hep anlatmaya çalıştık sevgi nasıl gösterilir karşındakine, yanındakine, elindekine, çiçeklere böceklere hayvanlara, insanlara hep ince davrandık hayatımızda ve onun önündede bu tutumumuzda hep hassasiyet göstermeye çalıştık.
Kavgalar bile hep seviyeliydi, özellikle onun önünde yapmaktan kaçınmadık ama dikkat ettik birbirimize söylediklerimize.
Evet inşallah 7 sinde böyleyken 70 ine kadar da böyle hassas ve sevgi dolu kalır küçük masumiyetim :)

18 Mart 2010

90 YIL ÖNCESİNİN BİR VASİYETİ;

ATATÜRK VE MONTESSORİ EĞİTİM SİSTEMİ
Her ne kadar Montessori Eğitimi konusunda olmak istediğimiz yere gelememiş olsakta, birçok fikrini benimsiyor ve kısmen aklımıza mantıklı geldiği ölçüde ugulamaya çalışıyoruz, aktiviteler konusunda da elimizden geleni yapıyoruz...
Bu konuda MEB'nın bir yazısını bulan babamızın paylaşımı sf:35. aşağıdaki linkte.

90 YIL ÖNCESİNİN BİR VASİYETİ; ATATÜRK VE MONTESSORİ EĞİTİM SİSTEMİ

Bu arada MEB'in yeni çıkarmaya başladığı bu dergi, bizden tam not aldı, özellikle Atatürk ve Montessori konulu bir yazıyı içerisinde barındırıyor oluşu eğitim anlayışımızı tam 12'den vurdu diyebiliriz. İleri görüşlülüğü konusunda hayran olduğumuz Atam maalesef bir çok alanda olduğu gibi eğitimde de bu vasiyetini yerine getirememişiz....

Makalelerin okunmasını tavsiye ederiz.
M&G

13 Mart 2010

10.Hafta Oyun Grubu buluşmamız

Biz büyüyoruz, gün geçtikçe birbirimize daha da alışıyoruz, belki bir gün gelecek sürekli birbirimizi arıyor soruyor olacağız, tabi buluşmalarımız devam ederse...
Biri kız biri erkekten oluşan yaramazlık çetesi iş üzerinde yakalandı, kendilerine hafifletilmiş dağıtılan çekmece toplama cezası verildi :))

8 Mart 2010

Kendi mamanı kendin yap....

"Çocuğunuz sizi hiç dinlemiyor diye üzülmeyin, asıl sizi sürekli izliyor diye endişelenin."
Robert Fulghum

Bugün bebeklerin ebeveyinlerini ne kadar da dikkatli gözlemlediklerini ve herşeyi nasılda kaptıklarını bizatihi yaşadık.
Oğuzun, yatma vakti geldiğinde hep bir ritüelimiz vardır, hemen cezve ile su ısıtılır o suyla mama yapılır, bu esnada Oğuz bekler, mamasını alır daha sonra mama ile odasına gidilir ve alt değiştirilir, pijamalar giyilir ve cup yatak ve uyku....

Akşam yemek yedik masada oyalanıyorduk, Oğuz mızmızlanmaya başladı, babaya cezveyi işaret etti, verdik aldı, sürahinin yanına gitti, sürahiyi işaret etti, içine su koyduk, dökmeden ocağa kadar taşıdı kaldırdı, boyu yetişmedi, babasına verdi babası ocağa koydu, oğuz düğmeleri çevirmeye çalıştı babası ocağı açtı, oğuz bekledi......

Yakında kendi mamasını kendi yapacak galiba :))))

7 Mart 2010

AnA Oğul


6 Mart 2010

Haydi buyrun çekin resmimi....


Ben sizin resmimi çekmenize müsade edeyim, şirinlikte yaparım bir de üstüne, ama sonra alırım kamerayı ona göre :))) Artık bu moddayız...

CAVEMAN

Malum çocuk olduğu zaman tam mesai çalışansınız veya tam mesai öğrencisiniz demektir.
Bu nedenle sosyal aktiviteler yavaşlar, arkadaşlar azalır yada değişir (yani çocuklularla daha sık görüşülür, çocuksuz olanları ya göremezsiniz yada bir türlü bir araya gelemezsiniz)
sosyal yaşantınız, okuduğunuz kitaplar, ilgi alanlarınız, meraklarınız, zamanınız, mekanlarınız (en azından bizimki) genelde çocuğunuz üzerine kurulur. Herşey ona göre programlanır, ona göre yaşanır. Yani çok iyi bildiğimden ahkam kesmiyorum :) yaşayarak öğrendiğimden konuşabiliyorum böyle emin....
Ama herşeyden önce o geliyor. Hayatımızda "şimdi" yapamadığımız hiç bir şey için hayıflanmıyoruz çünkü hayatımızda "şimdi" sadece ve sadece çocuk yetiştirmek var, yani şu an çocuk yetiştirme akademisinde öğrenim görüyoruz ikimizde, baba ve anne olabilme eğitimi alıyoruz kısaca...Ve her nekadar anı yaşarken sinirlensekte, kızsakta bazen daralsakta hayatımızda yaşadığımız herşeyden çok çok farklı bir deneyim bu bizim için, yeri doldurulamaz bir tecrübe....
Gerçi bu eğitimin sonu yok o (inşallah) bizimle var oldukça eğitime devam...


Uzun zamandan sonra bir tiyatro gösterisi;
Haftasonu CAVEMAN(Mağaraadamı) na gittik BKM de tek kişilik bir oyun Alper Kul'un oynadığı. Kadın - erkek ilişkilerini mizahi bir şekilde anlatan çok komik bir oyundu. Kardeşimiz vesile olmasa haberimiz yoktu oyundan ama iyi ki de bizide plana dahil etmiş, uzun zamandır hiç bir oyundan bu kadar keyif almamıştık.
Her sahnede kendimizden bir parça bulduk karı-koca olarak, sürekli kahkahalarla bakışıp durduk birbirimize.
İşin kötü tarfı şimdi ne zaman trip atacak olsam, ona iş yerinde olanları anlatacak yada azıcık dedikodu yapacak olsam hemen oyun geliyor aklıma.... hem gülüyorum hemde susuyorum :))) Neyse çok iyi bir oyundu.

24 Şubat 2010

RUH ve İNSAN

Bu sabah işe gelirken radyo dinliyordum, radyolar arası gidip gelirken, Kurandan bazı ayetler okuyan bir kanala rast geldim.

Peygamber efendimize ruh ile ilgili sorulan sorular karşısında gelen vahiy şöyleymiş ; “o, rabbimin emrindendir, de.”
Kuranda ruhun varlığı kabul ediliyor ama içeriği insan aklının onu anlamakta yeterli olmayacağı için açıklanmıyor. Ve bu kısımda Kuranda belirtilmiş.

Aynı Hadiste “kendini bilen rabbini bilir” deniyormuş, alimlere göre bunun açıklaması insanın kendini tanıması, bilmesi Allah'a ulaşmasını sağlar bir nevi.
İnsanın kendini bilmesi, tanıması, kişiliğini istediği, hayal ettiği yere oturtması ne kadar önemli ki zaten aklı selim kişi kndini mutlaka irdelemeli....

Ruh nedir. Nerededir. Bedenin içindemidir, dışındamıdır.Bütün herşeyi aynı anda nasıl idare eder. Tüm düşünceleri, duyuları, beden hareketlerini, algıları ve hisleri (acı, korku, vicdan, kötülük...) hepsini aynı anda nasıl yürütür...

Bilim dünyası tüm kainat ve canlı bedeni hakkında bir sürü bilgiye, kanıta ulaşmışken, insan ruhu hakkında neden bu kadar az bilgisi var....

İlim, insanoğlunun anne rahminde oluşumunu baştan sona, anı anına takip edilebiliyor ve açıklayabiliyorken, his, düşünce ve duyguları kontrol eden ruhun hangi safhada ve nasıl insanoğluna verildiği tamamen belirsiz.
Tabi ilim, insanın fiziki oluşumunuda bir yere kadar açıklayabiliyor, mesela göz, diş, organlar, parmaklar, parmak izi... Tüm bunların detaylarına indikçe açıklaması zor bir hal alıyor yaratılış.
Evet evrenin yaratılışı, insanoğlunun yaratılışı gerçek anlamda bir mücize. Hele ki ruh....

Tüm bunları düşünmek lazım arasıra, arasıra inandıklarımızı irdelemek, bildiğimizi sandığımız şeyleri araştırmak lazım.
Bu sabah bir kez daha insanoğlunun hayat karşısında ne kadar da aciz olduğunu anladım.
Kibir ve böbürlenmenin ne kadarda yersiz duygular olduğunu, ne için koşuşturduğumuzu, nelerin peşinde olduğumuzu her zaman düşünmemiz gerektiğini, şu koskaca zamanda bir an kendimizi durdurup, ne yapıyorum ben, nereye gidiyorum dememiz gerektiğini anladım.

Hiç unutmadığım bir ayet var; bir sabah bir cenaze taşıma arabasında gözgöze geldiğim bir ayet ve hiç unutamadığım " Her nefis ölümü tadacaktır."
GY

21 Şubat 2010

İstenmeyen 1 yeni kelime daha

















Bugün havaların güzelliği karşısında kendimizi Göztepe Parkında bulduk. Uzun zaman olmuştu gitmeyeli. İstanbul Anadolu yakasında kentleşmenin ortasında kalan nadir parklardan biri. Bakalım onu ne zaman kaybedeceğiz.


Resimleri gelir yakında :)

Bir anektod varki bizi önce güldürdü sonra düşündürdü ve bir ebeveynlik dersi daha aldık.
Oğuz parkta güzelim meyve karışımını yerken gördüğü bişeylere "u a u a" gibi birşey diyordu durmadan. Gülüp geçiyorduk hep. Tekrar kullanmasının ardından eşime "baksana bu o-ha diyor olmasın" dedim ve tam gülerken Oğuz'dan bir tekrar "o-haa" net ve anlamlı bir şekilde. Birbirimize baktık güldük, sonra düşündük.
Gerçekten bu "absorbent mind" a sahip veletler yanında herşeye çok çok dikkat etmek vakti gelmiştir dostlar.... Bu kitabı da en kısa zamanda edinmeli.

Bakış Açımız

İnsan ömrü ne kısa, oysa ki ne kadar çok şey var hayatta yapılacak, yaşanacak. 24 saate bir 24 daha eklense ve 2 günü 1 gün gibi, sevdiğimiz her şeyi 2 kere daha fazla yada 2 kat daha uzun yaşasak keşke.
Diyeceksiniz ki o zaman acılarda 2 kat olacak. Diyeceğim ki olmasa... Hayal bu ya acılarda 2'ye tam bölünebilse ve 1 yarım olsa bize kalan...
Acılara etkisiz eleman muamlesi yapıp, mutlulukları hep 2 ile çarpmaya çalışmak, sorunlara eşit zaman verip fazla üzerinde durmamak lazım hayatta ki bize verilen sürede bu sınavın tüm sorunlarını çözüp geçer not alabilelim.
Gerçi geçer not alsakta sonuç ne ki sınıf geçmek mi iyi bir hayata terfi etmek mi. Yok öyle bir sıralama tek amaç bu sınavı en az yürek acısıyla tamamlamak....son bardak suyumuzu içmeden, yıllar devirmiş o gözleri kapatmadan geriye dönüp baktığında hafıza son kez, en az kalbi kırmış olmalı insan, en az günahı işlemiş ama en fazla gezip/görmüş, en fazla sevmiş ve sevilmiş olmalı... ve bu hayatın üzerine bir bardak su içip öyle dalmalı son uykuya .... gy
Hayatınızı seviyorsanız zamanınızı boşa harcamayınız, çünkü zaman hayatın kendisidir.

Benjamın Franklin

Kaç Tık