18 Şubat 2010

Wolfman / Kurt Adam Yorumu!

Ve uzun zamandan sonra Patlican 'ın yaptığı çekilişte eşimin kazandığı iki kişilik sinema bileti ile KURTADAM'ın özel gösterimine gittik City's Nişantaşı, Citylife Sineması'nda. Mısır ve içecekte bedavaydı üstelik, ne güzel de oldu böyle bir şans yakalayınca mecbur kaldık gitmeye :))))
Bir kere sinema salonu süperdi, ses sistemi süperdi tam Avrupa standartlarında....

Filme gelince ben tek kulağım ve tek gözüm kapalı izledim, aslında korku ve macera filimleri hastası olan ben, nedense kan revan içindeki bu "monster" filimlerde pekte sağlam bir izleyici olamıyorum.
Film kurtadamları serisinde kaydadeğer bir sırada ama zaman artık ilerledi, film endüstrisi çok gelişti, süper kurgularla insanı alıp götüren, şaşırtan senaryolarla dolu etraf, bu filimse bence sakin ve asil görünümlü tiyatro oyuncusu Lawrenc'ın kurt adama dönüşmesi görüntüleri dışında vasat bir filmdi. Heyecan, şaşkınlık, merak duygularını çok fazla hissedemedim. Yani konusunda anlatıldığı kadar heyecanlı bir takip süreci duygusu yaşamadım...gibi gibi gibi. Yani seyredilir ama aman aman bir film değildi.

14 Şubat 2010

Mutluyum, mutlusun, mutlu

Ve benim iki sevgilim













Sevgililer günü ile sevgili olma günümüzü bir arada kutlamak kadar sıcak bir duygu yok herhalde. Karşılıklı hediyeleşmek, karşındakinin o anki ihtiyacını düşünmek,bilmek, onu tamamlamak, bir yanda sevgini göstermek, sevildiğini bilmek...siz bunu karşılıklı yaşarken, o küçücük elleri, ayakları, dudakları, masum bakışı ve gülümsemesi ile o sevgi meyvenizin bu sevgiye ortak olmak istemesi ve gelip aranıza yerleşmesi :)
mutluyum, mutlusun, mutlu :))

Bugünün teması da bu.

13 Şubat 2010

Kuşlar ve Oğuz'un coşkusu....

11 Şubat 2010

Oğuz dili ;

bebek:bebi
meme:memi
tayt:ayt
geldik: dedik
diş: iş
çiş: iş

Diş derken dişler gösterildiği için diş, iş gibi çıkıyor.

10 Şubat 2010

Yaramazlık yaparken yakalanan çocuk ve patlayan flaşlar, çok komik çoookkk :)

9 Şubat 2010

8 Şubat 2010

Pay attention to meeee!

Bu haftanın konusu:

Eğer 15 aylık bebeğiniz sızlanmaya ve çığlıklar atmaya başlamışsa; o güçlü bir arzu ile sizinle etkileşime (iletişime) geçmeye ve sizin dikkatinizi çekmeye çalışıyordur. Çocuğunuzun bütün dikkati sizin üzerinizdedir ve o da sizin bütün dikkatinizi kendine çekmek isteyecektir. O yüksek seslerle bağırmaya veya sızlanmaya başladığında, dizlerinizin üzerine çökün ve onun göz hizasına inin ve ona seni dinliyorum deyin. Eğer sesini yükseltmeye devam ederse, bu şekilde bağırırken keni duayamıyorum, seni anlayamıyorum, lütfen normal sesinle konuş o zaman seni dinlemekten mutlu olacağım deyin. Belki ilk seferinde değil ama mutlaka zamanla sizi anlayacaktır.

Kasırga. Bu kelime tipik bir 15 ay yaşını tam anlamıyla tanımlar, ve bu yaşdaki bir "toddler" ile yaşam asla durağan ve donuk olamaz. Oğlunuzun dikkati iki şey arasında bölünmüştür, oyuncakları ve siz. Çocuklar ebeveynlerinin dikkatleri üzerinde olsun isterler, eğer onun oynadığı alandan ayrılmaya kalkarsanız bir kaç dakika içinde sizi aramaya gelecektir çünkü o dikkatinizi ona verip vermediğinizi bilmek isteyecektir. "Bak!Bak!" muhtemelen evinizdeki genel nakarat olacak.....

Şimdiye kadar, çocuğunuzun kafası hep dünyasındaki nesnelerin kendisini nasılda çevrelediği ile meşguldü. Şimdi ise sadece kendi davranışlarının diğer insanlar üzerindeki etkisini merak ediyor ve sizinle olan bağlantısı onun kendine güveni için can alıcıdır.Sosyal araştırmanın bu dönemi esnasında çocuğunuzu herne şekilde olursa olsun sizin dikkatinizi çekmeye çalışırken bulabilirsiniz.

Bağıracaktır, sizin ve diğer yetişkinlerin yaptıkları jest ve mimiklerinizi taklit edecektir, çimdiklemek, dürtmek, itmek, inlemek ve ağlamak... tümü sizin nasıl reaksiyon göstereceğinizi ve istediğini alabilmek için bunun ona ne kazandırdığını görmeye çalışmaktan ibarettir. O, bir çok çeşit davranışının, çevresini sarmalayan yetişkinlerden ne gibi sonuçlar getirdiğini çok hızlı bir şekilde farkedecektir.

O, bağırmak veya mızmızlanmak yerine gülümsemenin ona istediğini daha çabuk kazandıracağını öğrenecektir. Yada bu çığlıklar ona istediğini büyükbabası tarafından getirecekitir anne ve babasından değil. Bu deneme tam olarak sosyalleşmenin bir parçasıdır, ve eğer dayatmacı limitlerle tutarlıysanız, çocuğunuz yakın zamanda hangi davranışların kabul edilebilir ve hangilerinin edilemez olduğunu öğrenecektir.

NE YAPABİLİRİZ

Şaşırtıcı olan, çocuğunuz sizinle iletişimini sürdürmek isteyecektir, ve sizin onun üzerindeki ilginiz ondan çok sizin için belki de daha fazla rahatsız edici ve sinirlendirici olacaktır. Çocuğunuz size birşeyler söylemeye çalışırken gerçekten dinlemek ve ona olabildiği kadar dikkatinizi vermek bağırmasının ve çığlıklar atmasının önüne geçmede iyi bir iletişim olabilir, ama limitlerinize ulaştığınızda basit olarak kendinizi odanın dışına çıkarabilirsiniz.Çocuğunuzu birkaç dakikalığına oyun parkına veya beşiğine koyun, birkaç derin nefes alın ve kendinize onun sakinleşeceğini ve size bir şeyler anlatmak istediğini hatırlatın.

Kısmen sizinkinden daha büyük yaşta çocukların olduğu bir oyungrubuna dahil olmayı dikkate alın. Okul öncesi yaşındaki çocuklara "pretend- play" "yap-inan oyunu" nu oynayarak kendilerinden genç arkadaşlarını taklit etmek çok cazip gelir ve sizinki oyunda gönüllü olarak onu "lider" duruma getirilen çocuklarla olmaktan hoşlanacaktır. farklı yaş grupları ile oynamak genç olanlar için işbirliği konusunda da çok öğretici olabilir.

Eğer çocuğunuz sizin onun görüş alanından çıkmanıza isteksizse, sizin çocuğunuz yaşında 2/3 çocuktan oluşan küçük bir grup muhtemelen çocuğunuza daha iyi gelecektir ve bir kere kendi yaşındaki 2-3 çocukla oyun oynamayı öğrenirse sizden uzakta olabilmesi daha kolay olacaktır onun için.

Herkes maskaralığı sever ve 15 aylık çocuğunuz bunun çoktan farkındadır. Bir kere belirli bir davranış, dans etmek, bebek gibi emeklemek, taklalar atmak, sizden olumlu tepkiler getirecektir, sadece yapabildiği için değil dikkatin merkezi olduğu için
o bunları defalarca ve defalarca yapacaktır. Gülünç bir dans performansından sonra, aşama için, seyircilerinde hareketlerinin ne tür etkiler bıraktığını görmek için odayı gözden geçirecektir , ve herkesin dikkatini üzerinde topladıysa, o sahneye tekrar çıkacaktır.

Eğer çocuğunuz size ve eşinize farklı davranıyorsa buna kesinlikle şaşırmayın.
Onunla en çok zamanını harcayan ebeveyn onun en çok talep ettiği olacaktır ve en zorladığı. Eğer anne daha fazla etrafında ise, baba onun özel biriymiş gibi davrandığı kişi olacaktır, ve tabi terside olabilir. Tabi bu sizi kıskandırabilir, bilinki bu normaldir ve onun herbirinizle ilişkilerini test etmesinin bir yoludur.Aile dinamikleri, ve çocuğunuzun değişken sadakati,
gelecek bir kaç ay esnasında bağımsızlığı arttıkça daha da belirgin olacaktır.

Sonuç olarak, hayalgücü oyunları ile deneyim edinmeye başlar, onlar bazen kabuslarda görmeye başlarlar. 15 aylık çocuğunuz sembolik bir düzeyde düşünebilir ve gerçeği hayal içine taşıyabilir (tabi bunu size açıklayamaz!)
Hayal ve gerçek arasındaki ayrımı yapabilmesi bir kaç yıl sonra olacaktır. Muhtemelen rüyalarını size anlatmak için kelimeler kullanamayacaktır. O alışık olmadığınız davranışlara dayanarak sizi uyaracaktır. Stresli ve endişeli çocuklar (genellikle ailedeki gerginlikle veya günlük bakıcı veya kreşteki problemlerle ilgili olarak) kabus görmeye daha yatkındır. Eğer gecenin bir yarısı ağlayarak uyanırsa ve size neden üzgün olduğunu söyleyemiyorsa onunla yatıştırıcı bir sesle konuşmaya çalışın ve sırtını ovarak sakinleşmesini sağlayın.

Alıntıdır ;
by Dana Sullivan
Reviewed by the BabyCenter Medical Advisory Board

Oyuncak ayı ile saadet...

09.01.2010 Tekirdağ'da çekilmişti. Halasının koca oyuncak ayısı ile güreşti, öptü kokladı, sarıldı, ezdi.

7 Şubat 2010

Anadolu ninnileri / Anatolian Lullabies

Din, dil, ırk gözetmeksizin her toplumda ninni vardır. Ninniler ilk bakışta çocukları uyutmak amacı ile söyleniyormuş gibi olsada aslında bazı ninnilerde ebeveynin çocuğu için istekleri, dilekleri, hayalleri, umutları, kaygı ve endişeleri gizlidir, söylenir, dile gelir.
Bazı ninniler neşe ile söylenir, bazıları ise birer ağıt niteliğindedir Anadolu'da. Bu albümde de şarkılar dinlendikçe bazı ninnilerin ne kadar acı dolu olduğu hissediliyor.
Ninniler bebeğin dil gelişimi için de çok önemli, çünkü bebek ilk dünyaya gelişinden itibaren ninniler ile yaşar hep, sese bu sayede müziğe duyarlılığı artar....


Kalan Müzik tarafından yayınlanan albüm Melih Duygulu tarafından yayına hazırlanmış. Stüdyo kayıtları ve yerel derleme çalışmaları var, ayrıca albümde 18'i Türkçe ve 14'ü Ermenice, Soranice, İbranice, Rumca, Süryanice, Lazca, Zazaca gibi Anadolu'da yaşayan etnik grupların ninnilerine yer verilmiş.
Çocuk şarkıları ararken geçti elime. İyiki de rastlamışım, dillerini bilmediğim ninniler de bile ne tür duyguların gizli olduğunu anlamamak mümkündeğil, helede anne olunca...

6 Şubat 2010

Oğuz alışveriş sepetinde

4 Şubat 2010

Oğuz parkta



3 Şubat 2010

Yorgunum, yargunsun, yorgun

Herşeyle uğraşmak veya uğraşmaya çalışmak ne kadar doğru.
Bazen kafamda resmen bilgi birikimi yerine bilgi kirliliği varmış gibi hissediyorum. Kafam o kadar dolu ki ve ben onu o kadar çok değişik şeyle doldurmaya çalışıyorum ki.....
Bir kere şu an baş düşmanım unutkanlığım, onunla sanki aramızda ve bir beyin içinde; vücuttaki mikrop ve antikor ilişkisi var resmen. Benim güzelim fil hafızam gitti oldu balık hafızası hemde hamsi :)

Bazen geceleri sessizlikte oturup gözlerimi kapatıp bir kaç dakika hiç bir şey düşünmemeye çalışarak kendime terapi yapıyorum. O an farkediyorum ki düşünmemeye çalışırken bile bir sürü şey geçiyor aklımdan, gözlerim kıpır kıpır sanki bir şey seyrediyormuşum gibi :)

Nedir çağımızdaki bu beyin yorgunluğu hastalığı? Gerçi benim şüphelendiğim bir takım şeyler var buna sebep olan bilgisayar, cep telefonu, aktif şehir yaşamı, bitmeyen trafik çilesi sürekli tüm bunlara maruz kaldığım için ve içimdeki bitmek tükenmek bilmeyen herşeye yetişme çabası günün sonunda beni yeldeğirmenlerle savaşmış don kişot gibi yorgun düşürüyor.... SONUÇ; yorgunum, yargunsun, yorgun, yorgunuz, yorgunsunuz, yorgunlar....

İstanbul'da kar - Bölüm 2



Sabahın körü Saat : 07:00 Bağdat Caddesi

1 Şubat 2010

Her çocuğun saç fırçası ile şarkı söylediği bir hikayesi vardır...

Radyasyon....

Hepimizin hayatının bir parçası olmuş, hayatımızı büyük ölçüde kolaylaştıran ve daha eğlenceli ve kimimiz için daha çekilebilir hale dönüştürdüğünü düşündüğümüz elektronik cihazlar aynı zamanda bildiğimiz ama sürekli kulak arkası edip yoksaydığımız (olası) ciddi zararları var bizlere, evlatlarımıza, çevremize, doğaya....

Olası diyorum çünkü bir çok elektronik cihazın (bilgisayar, mobil telefonlar, mikrodalga fırınlar...) tam olarak ispatlanmış bir zararı yok henüz, böyle bir vak-a da yok, ancak düşük düzeyde düşük frekans alanlarına maruz kalmanın sağlık problemlerine yol açabileceği şu an araştırılan ve çok tartışılan bir konu...

Benim de çok dikkat ettiğim söylenemez ama en azından önlem için duyduğum veya okuduğum bir şeyleri mantık çerçevesinde uygulamaya çalışırım herzaman.

Gazi Üniversitesi Noniyonizan Radyasyondan Korunma Merkezi'nin karşıma çıkan bir yazısı; ELEKTROMANYETİK RADYASYONDAN KORUNMAK İÇİN
PRATİK ÖNERİLER


Bu yazıya ek olarak bir de uzun zaman önce bir şekilde öğrendiğim araştırdığım ama bir sonuca ulaşamadığım, çünkü sadece bir varsayımdan ibaret olduğu, üzerinde yapılmış hiçbir bilimsel araştırmanın bulunmadığı "Kaktüs radyasyonu emiyor" iddiası var. Nasrettin Hoca gibi ya tutarsa dedim ve evimde çiçeği yılda 1 veya 2 defa açan ve muhteşem görünen kaktüsümden oluşan yavruları çoğaltarak hem etrafa serpiştirdim, hemde ofisteki masama koydum. Yakında arkadaşlara da dağıtacağım. Gerçi galiba her kaktüs olmuyormuş ama hangisinin olduğu da bilinmiyor.... Ama zaten masada duran bir çiçekten ne zarar gelir ki.. İyi de oldu. Kafamı kızdıran da olmaz bu sayede dikenleri çok fena :)

Geçenlerde eve wireless aldık, evde bir çocuk varken pekte doğru değil ama :(
bağlantı yapmaya çalıştığımızda hani çevrede bilgisayarınızın kapsadığı bütun cihazları sıralar ya siz seçebilirsiniz, inanamadık kapsama alanında en az 20 tane bağlantı vardı yani hadi biz kendimizinkinden koruduk çocuğumuzu ve kendimizi almayarak, kısıtlı kullanarak ama ya çevredekilerden.....

Arkadaşlar her nekadar onun dalgası farklı onun radyasyonla bir ilgisi yok desede,
teknik olarak detaya inip incelemeden bilemedim ki ne olacak sonumuz!!!!

DİP NOT: Resimde görünen kaktüs benim ofis kaktüsüm, ajanda da hala yazmaya kıyamadığım 2010 ECE ajandam.

Bakış Açımız

İnsan ömrü ne kısa, oysa ki ne kadar çok şey var hayatta yapılacak, yaşanacak. 24 saate bir 24 daha eklense ve 2 günü 1 gün gibi, sevdiğimiz her şeyi 2 kere daha fazla yada 2 kat daha uzun yaşasak keşke.
Diyeceksiniz ki o zaman acılarda 2 kat olacak. Diyeceğim ki olmasa... Hayal bu ya acılarda 2'ye tam bölünebilse ve 1 yarım olsa bize kalan...
Acılara etkisiz eleman muamlesi yapıp, mutlulukları hep 2 ile çarpmaya çalışmak, sorunlara eşit zaman verip fazla üzerinde durmamak lazım hayatta ki bize verilen sürede bu sınavın tüm sorunlarını çözüp geçer not alabilelim.
Gerçi geçer not alsakta sonuç ne ki sınıf geçmek mi iyi bir hayata terfi etmek mi. Yok öyle bir sıralama tek amaç bu sınavı en az yürek acısıyla tamamlamak....son bardak suyumuzu içmeden, yıllar devirmiş o gözleri kapatmadan geriye dönüp baktığında hafıza son kez, en az kalbi kırmış olmalı insan, en az günahı işlemiş ama en fazla gezip/görmüş, en fazla sevmiş ve sevilmiş olmalı... ve bu hayatın üzerine bir bardak su içip öyle dalmalı son uykuya .... gy
Hayatınızı seviyorsanız zamanınızı boşa harcamayınız, çünkü zaman hayatın kendisidir.

Benjamın Franklin

Kaç Tık