17 Ocak 2010

Yaşadıklarımdan ŞİMDİ öğrendiğim bir şey var!

yıl 98 felan; bir şiirle tanışıyorum, günlüğümün en baba sayfasına bu şiiri mıhlıyorum, tabi kalbime de ve felsefem oluyor, üzerinden tam 10 yıl geçiyor, hayatımın üzerinden niceler geçiyor, o günlüğüm bitiyor, kalp aynı kalp, şiir aynı yerinde, felsefe aynı felsefe biraz yoruldum ama hayatı hala aynı coşkuyla seviyorum be....
O zaman henüz yaşadıklarımdan öğrendiğimde pek fazla bir şey yokmuş, şimdi yaşadıklarımdan öğrendiğimle fark ediyorum bunu :)
Ergenlik işte, sanki tüm dünya senin omuzlarındaymış gibi olur o yıllarda....

Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Birşey Var

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya

Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin

İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine
Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına

İnsan balıklama dalmalı içine hayatın
Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına

Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar
Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın
Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu
Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın

Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle
Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe,bütün evrene karışırcasına
Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana

Ataol Behramoğlu

3. hafta Oyun Grubu buluşması

3. buluşmamız bizim evde gerçekleşti. Hala bebişler birbirini ilk zamanlarda biraz yadırgıyor.
Oğuz uykusundan itfaiye sirenleri ile uyanınca azıcık asabiydi, birden Ece'yi karşısında görünce pek hoşlanmadı, pek nazik bir hoşgeldin olmadı Ece içinde.
Ece'de öğle uykusunu uyuyamamıştı bu yüzden onunda keyfi pek yerinde değildi. İlerleyen dakikalarda uykuya daldı biraz da kendine geldi.
Melis önceki gün adına verilen doğumgünü partisi sebebi ile biraz yorgun düşmüş ve öğle uykusunu azıcık uzatmış, o sebeple geç geldi ama her zamanki gibi çok cool bir vaziyette idi..
Berrasu, uykusunu almış ve en şık haliyle, neşe ile geldi evimize.....
Yemekler yendi önce, ilk oyunumuz kutu kutu pense oldu, Berrasu bu oyunu bi türlü bitirmek istemedi, devam da devam.... Oğuz ve Ece dönmekten sıkılıp sürüden ayrıldılar. Melis'se bayıldı, daha yürüyememesine rağmen, yan yan gayet başarılı bir performans gösterdi...

Sonrasında büyük bir masaörtüsü altona topladık kuzuları, kalkıp inen örtü ve hafif rüzgarı onları çok neşelendirdi ....
Ve aşağıda kaseden kaseye maşa ile kesme şeker aktarma aktivitesi, henüz maşa tutamayan bu kuzular için ilginç oldu her nekadar başaramasalarda ....
Oğuzun yaptığı bir şey beni çok güldürdü. Hepsi eliyle veya maşa ile aktviteyi yapmaya çalışırken Oğuz maşa ile bir kaseden diğerine aktarıyormuş gibi boş maşayı taşıyordu, çok güldüm...

Ve favori beraber koltuk resmimiz; Oylamalarda en beğenilen resim seçildi :)))

14 Ocak 2010

Yorumsuz :)

9 Ocak 2010

Tekirdağ açıklarında kaptan baba ve oğul :p

Haftasonu yaptığımız Tekirdağ gezisinde açıklarda bir gemi.... :)


Haftasonu muhabbeti.

Babanın sabah getirdiği çıtır ekmek köşesinden ufak ufak yenir. Elinden alabilene aşkolsun.
ucundan koparıp yemekte yok, illa bütün olacak....

8 Ocak 2010


Senin için, kurşuna dizilirim, kürek mahkumu olurum, elektrikli sandalyeye de otururum, hatta himalayalardan sırtımda tuz taşırım, çin'de 2012 gemisinde bile çalışırım karın tokluğuna, son uyku iğneside olurum vızzz gelir hepsi.....
şu zorla ellerinle ağzımızı açıpta elindekini yedirmene kopuyorum, fener ışığını tavana tutmana, kumandayı şööle uzatıp kanal değiştiriyomuş gibi yapmana, "geedik, de pisipisi, tata(tahta), uuu" diyen dillerine bayılıyorum...
Çıplak kalıpta vücudunu kıvırarak kaçmaya o koridoru koşmaya çalışmana, krem bulunca hemen yüzüne sürmene arada kaçamak yalamana, uyanınca hemen ayıcığınla güreşmeye başlamana, sonra onu bize verip günaydın dedirtmene, babanı her seferinde hep aynı yerinden ısırıp bağırtmana bana ise hiç dokunmamana :) ölüyorum....
Yıkanırken gıkını çıkarmadan suyla oynamana yüzüne su geldiğinde kucağıma kaçışmana, göbek gördünmü "uuuu" diye parmak sokmaya çalışmana, itfaiye, ambulans duyunca kaçırmamana uykulardan uyanmana bitiyorum....
Hele şu masum bakışını çok ama çok seviyorum.

7 Ocak 2010

Yol uykusu!

Nerede kalmıştık! En son 2. oyun grubu buluşmamızı paylaşmıştık...
Uzun zamandır ilk defa bu modda uyuyor. Öptüm konuştum ama tık yok illa uyuyacak. Kafa sağ sol yaptı ama...

5 Ocak 2010

Nihayet 2012

Fena değildi, evet görsel efektler çok iyi, hatta fazla detaylıydı. Seyretmesi zevkli, heyecanlı sürükleyici bir filmdi, Kaliforniya yerle bir olurken acaip etkileniyor insan. Yani çöküş sahneleri, patlama sahneleri gerçekten çok gerçekçi olmuş, ama kaçışlar için aynı şeyi söyleyemeyeceğim işte o noktada sanırım yeterli duyguyu veremiyor yönetmenler, çünkü butür filmlerde hep kurtuluş sahneleri çok abuk oluyor... tabi gülmeden düşünmeden eleştirmeden geçemeyeceğim şeyler de vardı,
1- Her zamanki gibi son anda 1 Amerikalının insanlığı (en azından bir kısmını) kurtarıyor oluşu! Öğğğ geldi artık....
2- 7 milyarlık (yani 2012 için tahmin edilen rakam bu) dünya nüfusunun bir dizi afet sonucu (dehşet veren bir kıyamet günü) yok olmasına dehşetle çıldırıp, yıkılması, kahrolması gereken bir kısım kurtarılmış insanın, böyle bir tepki vermek yerine, geminin kapısının dişlilerine sıkışan vida sökme aparatını yerinden çıkarıp, geminin kapısının kapanıp hareket etmesini sağlayan adamcağızın ölmeden o dişliler arasından kurtulmasına bu kadar sevinmesi beni dumur etti....
3- Bu arada gözümden kaçmadı ki, Çinliler ileride ihtiyaç hasıl olabilecek Nuh'un gemisi projesi ihalesini ucuz işçilikle çoktan kapmış durumda :)
Diğer bir gözle de Amerika gemi işinide Çin'e yaptırıyor bu filmde göya hahahah çok iyiydi!
4- Birde az öncede dediğim gibi, kıyamet kopuyor, onca dehşet anların ardından gene filmin sonunda ailelerini kaybeden jeolog oğlanla, başkanın kızı fingirdemeyi ihmal etmiyor!!!
5- Cep telefonlarının hala çekiyor olması...
6- Hepte kopuk aile konusu işlenir butür filmlerde....
Falan felan.....
Ama kesinlikle izlenmesi gereken bir film.

2 Ocak 2010

Oyun Grubu 2. Buluşma.

Oyun Grubumuz ile buluşmamızın olduğu Cumartesi günü, neşe ve sevinçle hazırlandım. Ne de olsa artık bende bir gruba dahil olacak kadar yetişkinim :p
İşte oyun canavarları bir arada :)

Şimdiden gelinime yatırım yapıyorum, beraber dans ederken.

Dostlar, Gülşah ve Emre

Bu benim oğlum nerden anlıyo da bu kameraları tam objektifinden yakalıyor, bilemiyorum... Bu arada annesinin hemen sol arkasında Oğuzumun yanında çıtır çerezim Melis var ama yavrum o sıra sebze kemirmekle meşguldü objektiflerle pek ilgilenemedi :)

1 Ocak 2010

Yeni yıl ne getireceksin bilmiyorum.

Yeni bir yıl; yeni bir ayakkabı gibi, yeni bir giysi yada defter gibi...
Ne getireceksin bilmiyorum.
Nerede çizilecek, neresinden yırtılacak, nasıl anlam kazanacaksın hiç bilmiyorum.
Ne çok şey öğrendim geçen yılda... Anne olmayı öğrendim, anne olmaya çalışırken aynı zamanda eş olmayı, hemde çalışan kadın, hemde yaşayan kadın olmayı öğrendim. Kimini elime yüzüme bulaştırdım ama öğrendim.... Yoruldum, pes ettim ama bazı şeylerden pes ettiğinde bile bırakamadığını, yorulsan da sevgi denen gücün seni nasılda herseferinde dimdik ayağa kaldırıp tekrar baştan başlattığını öğrendim...
Dünyaya bir bebek getirmenin ve onu bu dünya için en güzel insan haline, dünyanın onu hiç incitmemesini isteyerek, getirmenin ne kadar zor olduğunu biliyorum artık...
Acı veren herşeyde dahil, kaderin ve kendi çizgimin beni götürdüğü her yeri, her şeyi, tanıştırdığı ve kopardığı her insanı kabullendim ve geçmişime teşekkür ediyorum, yapmak isteyipte acaba yapsamıydım demeden yaptığım herşeye iyi ki yapmışım demenin ve bunun mutluluğunun hiç bir şeye değişilmeyeceğini herkese söylüyorum şimdilerde.... Hayatın kıymetini bil, bul, gör,yaşa...
Önce eşim için şimdide eşim ve oğlum için eve koşarak gidiyorum ve bunun bir insanı ne kadar mutlu edeceğini bilmezdim önceleri...
Sevginin gücünü öğrendim. Geçen yıl bambaşka bir hayata adım atmışım.
Kendi ayakları üzerinde durabilene kadar benim ellerinden tutmak zorunda olduğum ve ben düşsemde, ben yaralansamda, ben kan ağlasamda o elleri bırakamayacağımı öğrendim...
Kendine ait tüm hayatının bir gün bir başkası için feda edilebileceği doğruymuş....
Yaşamak çok güzelmiş, dertleri dert etmemek su akar yolunu bulur demek çok güzelmiş.
Sadece Allah hepimize sevdiklerimizin acılarını gördüğümüzde dayanma sabrı versin... bu çok önemliymiş....
Yeni yıl sen mi geldin. Biliyorum, eminim, hissediyorum Allah'ın izniyle bu yıl çok güzel bir yıl olacak....

Büyük Başarılara İmza Atmış İnsanlar; Yaşam Yolunda Karşılarına Çıkmış Bütün Zorlukları Sevgiyle Kucaklamış Olanlardır.
Uğur Koşar

31 Aralık 2009

Yani yılınız kutlu olsun.

2009 'dan son mesajımız


30 Aralık 2009

You have very truly remarked that if we are to reach real peace in this world, and if we are to carry on a real war against war, we shall have to begin with children and if they will grow up in their natural innocence, we won't have to struggle, we won't have to pass fruitless idle resolutions, but we shall go from love to love and peace to peace, until at last all the corners of the world are covered with that peace and love for which, consciously or unconsciously, the whole world is hungering.

M. Gandhi, 1943

29 Aralık 2009

"Bilirsin, insan çok mutsuz olduğu zamanlarda güneşin batışını izlemeyi sever.”
Küçük prens
doğru mu acaba?

Bakış Açımız

İnsan ömrü ne kısa, oysa ki ne kadar çok şey var hayatta yapılacak, yaşanacak. 24 saate bir 24 daha eklense ve 2 günü 1 gün gibi, sevdiğimiz her şeyi 2 kere daha fazla yada 2 kat daha uzun yaşasak keşke.
Diyeceksiniz ki o zaman acılarda 2 kat olacak. Diyeceğim ki olmasa... Hayal bu ya acılarda 2'ye tam bölünebilse ve 1 yarım olsa bize kalan...
Acılara etkisiz eleman muamlesi yapıp, mutlulukları hep 2 ile çarpmaya çalışmak, sorunlara eşit zaman verip fazla üzerinde durmamak lazım hayatta ki bize verilen sürede bu sınavın tüm sorunlarını çözüp geçer not alabilelim.
Gerçi geçer not alsakta sonuç ne ki sınıf geçmek mi iyi bir hayata terfi etmek mi. Yok öyle bir sıralama tek amaç bu sınavı en az yürek acısıyla tamamlamak....son bardak suyumuzu içmeden, yıllar devirmiş o gözleri kapatmadan geriye dönüp baktığında hafıza son kez, en az kalbi kırmış olmalı insan, en az günahı işlemiş ama en fazla gezip/görmüş, en fazla sevmiş ve sevilmiş olmalı... ve bu hayatın üzerine bir bardak su içip öyle dalmalı son uykuya .... gy
Hayatınızı seviyorsanız zamanınızı boşa harcamayınız, çünkü zaman hayatın kendisidir.

Benjamın Franklin

Kaç Tık