15 Mart 2009

Geride kalan yollar.






























Ne çok yol kat ediyor insan oğlu tüm hayatı boyunca... Bazen düm düz pürüzsüz , bazen engebeli, bazen de çukurlu ve bata çıka... En güzeli onca yol aldıktan sonra gideceğin yere vardığında durmak, şöyle bir nefes almak, dinlenmek, gördüklerinin yaşadıklarının tadına varmak... Ya da gideceğin yere henüz varmadığını düşünüp tüm bunları yapamadan bir gayret daha yola devam etmek... seçim sizin...

En sevdiğim oyuncaklarım : Ellerim :)


Bahar, güneş, ayçiçeği tarlaları, uyuyan ben, bulutlar ve yolculuk İstanbul'a...



















































Ve hüzünlü dönüş yolu. Geride kalan gözü yaşlı babaannem :(
Memeleketten manzaralar ayrıca dönerken uğradığımız Tekirdağ'dan, İstanbul'a uzanan yol çok güzel manzaralar serdi gözlerimizin önüne. Ayçiçeği tarlaları baharla birlikte yeşillenmeye başlamış...

14 Mart 2009

Aldılar beni düştük yola nereye mi memlekete :)









13 Mart 2009

Biz bize ev hali :)


11 Mart 2009

How to catch a star?


8 Mart 2009

Hoşgeldin bahar şa la la ...

Bahar gezmelerimiz başladı. Güneş biraz yüzünü göstermiştiki biz de hemen giyip eşofmanlarımızı attık kendimizi sahildeki parka. Öyle de güzel peysaj yapmışlarki. Keşke İstanbul'un heryerinde böyle bakımlı ve geniş parklar yeşillikler olsa. Bu arada kafamız bir çok meseleye öyle takıldı ki, biz çocuğumuz olmadan önce de bu durumlara çok takılırdık lakin, çocuğumuz olduktan ve bebek arabalı yürüyüşlerimizden ve gezmelerimizden sonra daha da sinirlenir imrenir olduk bazı şeylere.
1- YOLLAR, DİKKATSİZ İNSANLAR, KURALSIZLIK YADA BOŞVERMİŞLİK YADA SAYGISIZLIK... adı her neyse bunun.
Yollarımızın ve kaldırımlarımızın bebek arabası kullananlar yada tekerlekli sandalye kullananlar yada görmeyenler yada benzer sebepleri olanlar için ne kadar da bozuk olduğunu, bazı yerlerinse belediye tarafından yapılmış olmasına rağmen kullanım için ne kadarda düzensiz ve yanlışlıklar içerisinde yapılmış olduğunu, insanların, özellikle şoförlerin bebek arabalılara karşı ne kadar da dikkatsiz ve umursamaz olduğunu fark ettik ve özellikle de birebir yaşadık.

2- Çocuğumuzu da alıp temiz hava çekelim içimize dediğimizde, yakın çevremizde şöyle uzun yürüyüşler yapabileceğimiz ne kadar da az park var bunu farkettik. Bazı yerlerde evet tamam sağolsunlar yapmışlar ama, sadece birkaç oyun alanından ibaret, çok az yeşillendirme var yada çimlendirme... Adım attığımız her yer bina bina bina...
Şöyle yeşil, ormanlık temiz hava alabileceğimiz bir yer düşündüğümüzde sadece bir kaç seçeneğimizin olduğunu onlara gitmek içinse en az 1 saat yol kat etmek zorunda olduğumuzu ve bu 1 saatte de trafikten ne derece bunalacağımızı düşündüğümüzde.... Daha bu güzel bahar gününü değerlendirmeden vaz bile geçebilirdik ki aklımıza esintili de olsa sahile inmek geldi :)

Ve keşke dedik, keşke çocuğumuz, çocuklarımız için, sakatlarımız için, biz stres atmaya ihtiyacı olan yetişkinler için daha iyi şartlar olsa....

3 Mart 2009

Nasıl da uyur.

Bir türlü vazgeçemiyor kucak uykusundan, bir gerinmekten bir de kendini kucağımızda bir yerlere yerleştirmeye çalışmaktan öyle bir hal alıyor ki gülmemek onu ısırmamak elde değil.
Bir eli de illaki bir yerinizden tutacak yoksa uyku tutmaz minik kedimi.

1 Mart 2009

Oğuz Türk 4. ayını tamamladı…

Ve bir ay daha gecti.

Yeni beceriler geliştirdin. Oyuncakları sıkı sıkı tutup onları yemeğe yada yalamaya çalışıyorsun.
Kahkahalar atıyor, sevdiğini ve sevildiğini çok açık bir şekilde belli ediyorsun. Annecin artık yedikleri şeylerden ufak ufak sana tattırmaya başladı. Mesela yoğurt sürüldüğünde dudağına onu yalayıp sonra bir surat buruşturması yapıyorsun ki evlere şenlik :) Senin yaptığın herşey herşey ne kadar da değerli.

Nelerden vazgeçtik, neleri hayatımıza katmak zorunda kaldık.
Neredeyse mutlu olduğumuz tüm zamanlar geride kalmış herşey sıkıntı ve yorgunluk üzerine kurulmuş gibiydi, yapmak istediğimiz şeylere hiç bir zaman vakit bulamadık ve kendimize ait zamanlarımız, özgürlüğümüz elimizden alınmıştı sanki.

Ama sen büyüdükçe ve bizimle hayatımızı paylaşmaya daha da hevesli oldukça, anladık ki hayata senin pencerenden bakmak bizi daha da mutlu ediyor, daha da özgür kılıyor.
Tüm geride kalan anılarımızı geçmişte bırakıp seninle yeni bir dünyaya adım atmak bizi her zamankinden daha da hayata bağladı...

Seni çok seviyoruz.

4. ayın kutlu olsun Oğuzumuz...

28 Şubat 2009

Uyuyan bebek


Da Vinci için "Mona Lisa", Van Gogh için "Kulağı kesik", Amadio için "Ağlayan çocuk"... ne ise bizim için de bu resim o, gerçi tek farkı onlar yağlı boya, bu ise kamera ile çekildi :)

25 Şubat 2009

Kameraları hiç kaçırmıyorum :)

24 Şubat 2009

Dostum ve ben...


Dostum ve ben uyumaya çalışırken, ayrıca resimlerde de gördüğünüz üzere babam matematikçi ya illaki sayıları öğretecek bana şimdiden. Çarşafımı ona göre almış, sanırım uyurken öğrenmenin doğruluğuna inananlardan :)

21 Şubat 2009

Arkadaş ziyareti :)


Malum havaların soğuk olması sebebiyle fazla dışarı çıkamıyoruz. Alıveriş merkezleri ise şu aralar bizi hastalık kapma konusunda tedirgin ediyor. Bu nedenle Arkadaşlarımızın ziyaretleri bizi ziyadesi ile memnun ediyor. Hacer'in gelişi ile neşelenen cumartesimiz, bol sohbet ve kahkahalarla geçti. (Oğuz'u elinden zor aldık desek yeridir. Bir ara çantasına koyarken yakalamamız da cabası...)

20 Şubat 2009

En yeni şeylerle Oğuz...

Henüz bebeksin ve her geçen gün doğal olarak yeni bir şey öğreniyor yada bize yeni bir şey öğretiyorsun. Bu günlerde senin konuşmaya çalıştığını düşündürecek dudak hareketleri yapmaya sesler çıkarmaya başladın. Anneannenin dediğine göre ilk olarak baba diyecekmişsin sanırım. Eskilerin bir bildiği vardır desekte şimdiden ilk önce ne diyecek acaba, ilk kelimesi ne olacak merakı aldı başını gidiyor bizde...

Ve unutmadan söyleyelim 12 şubatta sallanan sleeper'ında koltuğa ayaklarını vurarak kendi kendini sallamayı öğrendin. Annecin telefonla konuşurken sen düşmeyesin diye seni koltuğa yanaştırmış ve bir de görmüş ki sen heyecanla, hızlı hızlı kendini ittiriyor ve bundan acaip keyif alıyormuşsun...

İşte bu anlatılanlardan anlaşıldığı üzere tüm hayatımız senin üzerinde odaklanmış durumda. Ne dedi, ne yedi, güldü, ağladı...

 

Bakış Açımız

İnsan ömrü ne kısa, oysa ki ne kadar çok şey var hayatta yapılacak, yaşanacak. 24 saate bir 24 daha eklense ve 2 günü 1 gün gibi, sevdiğimiz her şeyi 2 kere daha fazla yada 2 kat daha uzun yaşasak keşke.
Diyeceksiniz ki o zaman acılarda 2 kat olacak. Diyeceğim ki olmasa... Hayal bu ya acılarda 2'ye tam bölünebilse ve 1 yarım olsa bize kalan...
Acılara etkisiz eleman muamlesi yapıp, mutlulukları hep 2 ile çarpmaya çalışmak, sorunlara eşit zaman verip fazla üzerinde durmamak lazım hayatta ki bize verilen sürede bu sınavın tüm sorunlarını çözüp geçer not alabilelim.
Gerçi geçer not alsakta sonuç ne ki sınıf geçmek mi iyi bir hayata terfi etmek mi. Yok öyle bir sıralama tek amaç bu sınavı en az yürek acısıyla tamamlamak....son bardak suyumuzu içmeden, yıllar devirmiş o gözleri kapatmadan geriye dönüp baktığında hafıza son kez, en az kalbi kırmış olmalı insan, en az günahı işlemiş ama en fazla gezip/görmüş, en fazla sevmiş ve sevilmiş olmalı... ve bu hayatın üzerine bir bardak su içip öyle dalmalı son uykuya .... gy
Hayatınızı seviyorsanız zamanınızı boşa harcamayınız, çünkü zaman hayatın kendisidir.

Benjamın Franklin

Kaç Tık